29 Mayıs 2009 Cuma

Work & Travel

Yazın gelmesiyle gençler arasında work and travel tekrardan gündeme geldiğine göre tecrübelerimi paylaşayım:

Dünyanın en büyük yalanıdır ama yine de fırsat varsa bir kereye mahsus olmak üzere yapılmalıdır. Hem yurtdışı tecrübesi hem dilin biraz da olsa gelişmesi hem özgüvenin artması hem de gezmek görmek eğlenmek açısından iyidir; fakat bilin köpek gibi çalışıcaksınız. Çalışma süreniz sonunda 3-5 şehir gezip 2-3 parça da elektronik eşya alıp Türkiye'ye dönerseniz, bu arada da zaten iyi zaman geçirmişseniz kardasınız demektir. Yaptıktan sonra iyiki yapmışım ama bir daha asla diyenler çoğunluktadır.
En mantıklı hareket çok uluslararası amele alan bir iş yerine gitmektir ki bunlar da genel olarak eğlence parklarıdır. Dolayısı ile çeşitli ülkelerden gençlerle kaynaşma, birleşme, eğlenme fırsatı yakalanıyor. Çok da güzel oluyor o zaman.
Mümkün olduğu kadar erken gitmek kazanılacak parayı çoğaltır çünkü henüz yeteri kadar amelesi olmayan şirketler bol bol mesai verecek ve bu da çok tatlı bir kazanç olacak ve ilerleyen zamanlarda bol bol para harcama ve gezme hakkını kazandıracaktır.
Ucuz marketten alışveriş yapılır, mesai saatinde de çalışmaya kalınabilirse kenara küçük bir servet kalır. Bol bol harcanabilir.
Araba kiralamak, yiyecek, ulaşım, benzin, turistik turlar oldukça ucuzdur, pahalı sayılabilecek tek şey ev kirasıdır ki bu da kabul edilebilir bir düzeyde kazanılan paraya oranla.
Eğer bir polis ya da başka bir görevli sizi bir kabahatten dolayı durdurursa ya konuyu iyi bir dille anlatın, yabancı olduğunuz için adapte olmaya çalıştığınızı anlatın anlayışla karşılayacaktır ya da ters birine benziyosa sakın ingilizce konuşmayın, ingilizce bilmiyor numarasına yatın bu da işe yarar.
Eğer gittiğiniz yer California ise Türkçe konuşmaktan kaçınmanıza da gerek yok, elbet sizi anlayan biri çıkacaktır, zira 25 milyonluk eyalette nerden baksan 5 kişiden biri ermeni ve çoğu Türkçe konuşabiliyor.
Amerikan halkına gelince, asla beklenildiği gibi değildir, beklendiğinden daha da salaktır ama bunun yanında çok da yardımseverdir. Her zaman yardım edecek biri vardır.

Aslında olayın başlangıcında adı work and work olmalıdır. Zira olay çalış babam çalıştır. İlk aydan sonra cepte para birikmeye başlar, ortama alışılınır, işyerinde başka work and travel işçisi varsa civar gezmeler başlar, eğer eğlence parkı gibi yüzlerce work and travel çalıştıran bir yerdeyseniz büyük geniş gece ev partileri başlar olay artık work and enjoy olmuştur. Günde ortalama 10 saat çalışıp 4 saat uyuyup 10 saat eğlenirseniz yaşayacağınız performans düşüklüğü çalışma saatinizi düşürebilir, bu da cebe yansır bu yüzden zamanın iyi ayarlanması gerekir.
Bilinmeliki Avrupalı vasat insan 10 Amerikalının zeka gücündedir o yüzden işleri yürütmek beklendiğinden kolay olacaktır. 2 aydan sonra zaten önceden yavaştan başlamış olan yakın şehirleri gezme faaliyeti daha uzak şehirleri kapsama alanına alır. iş sonunda work and travel halini alır.
Yine de her durumda insan Türkiye'yi özler. En mutlu olduğun anda bile yukardan geçen uçağı görüp içi burkulur. Vatanındaki en çok sövdüğü şeyleri bile özletir insana.
Çalışılan 3 ay boyunca insan farklı uluslardan insanlarla tanışır, arkadaş olur, her işi kendisi hallettiği için kendine daha bir güvenir, Amerikan Kültürünün ne olduğunun farkına varır, kendi kültürünün değerini anlar.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

WolframAlpha

Harvardlı zeki çocukların Google'ın pabucunu dama atacağını iddia ettikleri bir bilgi arama platformu Wolfram. Arama motoru kesinlikle değil. Kullandığınızda ne demek istediğimi anlayacaksınız. 18 Mayıs'tan beri kullanıma açık ve o günden bu yana 100 milyondan fazla sorgu yapılmış.
Kullanımı basit fakat şimdilik sadece İngilizce. Soruyu kafadan soruyorsunuz o da size cevap veriyor. Soruları istediğiniz kadar da karmaşıklaştırabilirsiniz. Örneğin "İlk hibrid otomobil üretildiğinde ozon tabakasındaki delik ne büyüklükteydi*" ya da "Fransa-Brezilya Dünya Kupası finali oynanırken Londra'da hava nasıldı?" gibi sorulara cevap verme iddiasında Wolfram.
Henüz Alpha aşamasında olduğu için eksiklikler söz konusu fakat yetenekli olduğu ilk kullanışta anlaşılıyor.

24 Mayıs 2009 Pazar

Şafak

Bu manzarayı görmek için tam 163 gün bekledim izinlerle birlikte. 162. gün şafak doğan güneş dedim. Erken çıkışımı da almıştım nöb. subaydan, sıra terhis belgelerimi almaya gelmişti. Bölük yazıcısına gittiğimde kağıtları akşam mühürleteceğini yatmadan alabileceğimi söyledi. Yat içtimasından sonra yanına gittim, yazıcı mührün binbaşının odasında kilitli kaldığını, habercide de anahtarın olmadığını söyledi. Bu durumda terhisim Pazartesi gününe kalabilirdi. Doğal olarak çıldırdım. Yazıcıya dediğim tek laf eğer Pazar sabahı saat 06:00'da çıkamazsam kendisini çıkana kadar her saat başı tokatlayacağımdı. Göt korkusu yazıcının aklına yeni fikirler getiriyordu
önce 2. tabur'un S1 yazıhanesine gittik ve kilitli olduğunu gördük. Son çare Alay Kararkahının S1 yazıhanesiydi. Neyse ki orada 327. KD. bir arkadaşa rastladık da bize mihri verdi ben de terhis olabildim. Eğer terhis olamasaydım mühür peşinde koşarken ne yaptığımı soran nöbetçi subaya da dediğim gibi her saat başı vukuat olacaktı.
Özgürlüğün tehlikeye girmesi, 48 saatliğine de olsa insanı çıldırtıyor.
Sabah saat 05.00 de uyandım. Hatun da Ankara'dan beni karşılamaya gelmişti Hasdal'a. Dışarı çıkarken dilimde yaratıcı Beşiktaş taraftarının "Those were the days"den uyarladığı "Yarramı ye Fener"inden acemilik döneminde uyarladığımız "Yarramı ye Hasdal" vardı. "Biz kısa dönemiz, içtima sevmeyiz, askerlik rezillik kepazelik, Şafak gününde de giyeriz biz postal, ama son kez yarramı ye Hasdal."
Şu an özgürüm. Geçen 162 güne bakıp those were the days diyememek ise kötü.