2 Aralık 2009 Çarşamba

Is Back

Efsaneler basketbolu birkaç kez bırakıyorlar fakat bu ayrılık da pek kısa sürdü. Kavuşmanın sevincini tam yaşamıorum şahsen. The Answer Philly ile anlaştı. Yuvasına gri dönüyor. İlk maçına yuvasından ayrıldığında ilk oynadığı takım olan Denver Nuggets'a karşı çıkacak.

26 Kasım 2009 Perşembe

The Answer




Iverson basketbolu bıraktı. İlk bırakışı oluğunu tahmin ediyorum. Büyük basketbolcular basketbolu birkaç kere bırakırlar. Belki Avrupa'ya gelir.

19 Kasım 2009 Perşembe

Cemal Nalga ve Thierry Henry


Cemal Nalga ve Thierry Henry. Son 2 gündür Tufan Ersöz görünümlü Cemal Nalga Skandalı ile çalkalanırken Türkiye İrlanda da uğradığı haksızlığa haklı olarak isyan ediyor. Olaylar temelde haksızlık yaratma konusunda birleşiyor. Yoksa Henry'nin pozisyonunda kural hatası olmaması ya da Cemal Nalga olayındaki yüzsüzlük değil olay. Bunlar hep olacak, her türlüsü.
Kural hatası, takdir hatası ayrımının artık bir yana bırkılması, Henry'nin pozisyonunun da Cemal Nalga'nın olayı gibi değerlendirilmesi gerekiyor. Nasıl olacak bu? Örneğin maç tekrar edilir, uzatmalar tekrar edilir... Fair-Play Ruhu kritik anlarda işe yaramıyor, kuralları ihlal edenlere karşı maddi yaptırım gerekiyor.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Korcan Çelikay Fenerbahçe Karşısında Kalede Olmalı mı?

Korcan'ın Beşiktaş'ın 1. kalecisi olmasını isterim fakat geçen sene Türkiye Kupası Finaline Volkan Babacan'ı da hatırlatmak isterim. Daha o yaşta fena da olmayan bir performans ile finale kadar kalede idi ve final maçında Beşiktaş karşısında baskıyı kaldıramadı. Volkan Babacan'ı resmen idam ettiler. Korcan FB maçında kalede olup ayakları titrer ya da herhangi bir şekilde yediği hatalı bir gol sonucu belirler ise kariyerinin izleyeceği çizgi değişebilir. Bu yüzden kaleyi Rüştü devralsın istiyorum FB maçında, Korcan'ın iyiliği için. Ha camiaca ve taraftarca Iker Casillas yetiştirecek kadar sabrımız varsa, Korcan'da da o yetenek varsa ben hazırım bir Beşiktaşlı olarak Korcan'ın kaleyi hemen devralmasına.
NTV'nin haberine göre Rüştü oynayacak. Bu hem Korcan hem de Beşiktaş için iyi bir haber.

15 Kasım 2009 Pazar

Taraf 2 Yaşında

Taraf 2 yaşında. 1 yaşını kutlarken maddi zorluklardan, reklam ambargosundan bahsediyoruk. İyiler mutlaka kazanır. Bugün de durum pek iç açıcı olmasa da Taraf bir şekilde devam ediyor. Nice yıllara! Çalışanları ile sorunlarını çözmesi, demokrasi talebine desteğini devam ettirmesi dileğiyle.

10 Kasım 2009 Salı

10 Kasım

Her ne kadar takipçisi olduklarını iddia edenler, izindekiler ona ihanet ediyorlarsa da üzerinde yaşadığımız toprakların bu şekle gelmesini sağladığı için kendisine müteşşekirim. Türkiye'de yaşam insanın başına gelebilecek en güzel şey olmasa da bugünün temeline en büyük harcı kattığı için onu saygıyla anıyorum.

9 Ekim 2009 Cuma

Kuryenet Kepazeliği

Kargo hizmeti verdiğini iddia eden bir şirketin bir kredi kartını 1,5 ay boyunca sahibine ulaştıramaması karşısında hala kendisine kuryenet demesi ciddi anlamda komik.
Bu şirket yoluyla tarafıma ulaşmasını beklediğim kart bir türlü elime ulaşmadığı gibi çağrı merkezleri çalışmıyor. Büro numaralarını internette yayınlamıyorlar. Bankadan aldığınız numaraya cevap veren olmuyor. En sonunda başka bir kargo şirketinin çalışanından büro adreslerini buldum. Fakat büroda teslim yapamadıklarını bildirdi bu süper ilkeli kuruluş. Ertesi gün teslimatın yapılacağına söz verdiler. Teslimat yapılmadığı için ertesi gün aradığımda kartın merkeze iade edildiğini öğrendim. Artık tek çare elime hiç ulaşmayan kartı iptal ettirmek. Bu arada kuryenet aleyhine de Tüketici Hakları Hakem Heyetine şikayette bulunacağım.
Şirketin çağrı merkezi yok, internet sitesinden kurye takibi sistemi yok, kargoyu teslim bile edemiyorlar.

4 Ekim 2009 Pazar

Worldmapper

Leverhulme Trust Projesi desteğiyle yapılan bilimsel araştırmalar sonucu çeşitli parametrelerle
dünya haritaları tekrar grafiğe dökülüyor. Worldmapper'dan binlerce haritaya ulaşmak mümkün.
Örneğin aşağıdaki haritada dünya nüfus yoğunlu parametre olarak alınmış ve bu harita oluşmuş:

Bu da Türkiye nüfus yoğunluğu haritası:
Sitede hemen her konu ile alakalı haritalara ulaşılabilir. Tarım üretiminden, ulaşım araçları kullanım çeşitlerine,
GSMH’den hizmetler sektörüne kadar. Küresel haritaların yanında ülke düzeyinde hazırlanmış haritalar da mevcut.
Proje Sheffield Üniversitesi tarafından yürütülüyor.

24 Eylül 2009 Perşembe

Unesco Nedir, Unesco Genel Direktörü Olmak Ne Kadar Önemlidir?

Küçük çapta da olsa bir yerler yerinden oynadı Zülfü Livaneli Türkiye tarafından Unesco Genel Direktörlüğüne aday gösterilmeyip de Bulgaristan Paris Büyükelçisi Irina Gueorguieva bu koltuğa seçilince. Türkiye büyük bir fırsatı kaçırmış bazılarına göre.
Önce Unesco nedir, foksyonu nedir bir fikre sahip olmak lazım. Unesco Türkçe açılımıyla "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı" adı üzerinde küresel ve yerel ölçekte adının içerdiği alanlarda programlar üreten, gündem yaratmaya çalışan, her yılı belli bir konuya atfeden yararlı bir kurum. İlgilendiği konular itibarıyle de uluslarüstü bir işleyiş tarzına sahip olması gerekiyor. Fakat Can Dündar yazısında aktardığı üzere Zülfü Livaneli Türkiye tarafından bu koltuğa aday gösterilmemesinin çok büyük bir fırsat kaybı olduğunu dillendiriyor. Hala anlamış değilim nasıl bir fırsat kaybıdır bu. Zülfü Livaneli olsaydı Genel Direktör, Unesco bir kültür, bilim ve eğitim teşkilatı olarak Türkiye lehine ne yapabilirdi ki ilerde değineceğimiz üzere Mısır ve Arap Dünyasıyla ilişkilerimizin gerilmesinden daha önemli? Ya da Zülfü Livaneli'nin böyle bir kurumun başında tarafgir davranışlara girmesi ne kadar etik olurdu?
Tabi bu kadar olayın kopmasına bir neden olmalı ki o da şu: Unesco Genel Sekreterliği oluşan uluslararası teamüle göre kültürel alalar arasında el değiştiriyor. Bir dönem Araplar, bir dönem Uzak Doğulular, bir dönem İskandinavlar vs. Buna güvenen Araplar da Yasemin Çongar'ın yazısında belirtiği üzere Mübarek rejiminin demir başlarından biri olan ve yıllarını, Mısır-İsrail ilişkilerinin normalleşmesine karşı çıkmakla, Yahudi kültürüne açılmasının Mısır için tehlikeli olacağını savunmakla geçiren, Mısır Parlementosunda "Mısır kütüphanelerinde İsrail’e ait kitap bulursam kendi ellerimle yakarım" diyebilen Faruk Hüsnü'yü aday gösterdi. Bu duruma bence gayet doğal ve doğru olarak birçok ülke karşı çıktı. Karşı çıkan ülkelerden biri de ABD idi ve neden başka bir Arap aday üzerinde anlaşmak istemeden direk olarak Zülfü Livaneli adını öne sürdüğünü anlamasam da Arap olmasa da Müslüman bir kültürden gelen bir Türkü aday göstertmek ve Arap ülkelerinin oylarını bölerek Faruk Hüsnü'nün Unesco Genel Direktörlüğü koltuğuna oturmasını engellemek istedi. Türkiye ise uluslararası teamüllere bağlı kalmayı tercih ederek Arapların gösterdiği adayı destekleyeceğini belirtti. Tartışma hükümetin bu tavrından kaynaklanıyor.
Aslında bu durum Cumhuriyet döneminin genel dış politikasına sağdık kalmak anlamına da geliyor. Türkiye Cumhuriyet Dönemi boyunca hayati boyutta dahi olsa her zaman yaptığı eylemlerin uluslararası meşruiyetini sağlamak, teamüllere sadık kalmak istemiştir. Hatay'ın Türkiye'ye katılması, Kıbrıs Operasyonu, PKK operasyonları bunlara dahildir.
Yine düşünmek gerekir ki Türkiye Orta Doğu'da aktif bir politika izlemeye çalışırken Mısır'ı ve Arap Dünyasının genelini karşısına almayı, ilişkilerini germeyi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Kordinatörlüğü koltuğuna bir vatandaşını oturtmayı göze almalı mıdır?
Bence bütün Orta Doğu politikamızı etkileyecek dahi olsa Unesco gibi şerefli bir kurumun başına böyle bir insanın gelmesini engellemek adına Türkiye Zülfü Livaneli'yi aday göstermeliydi. Fakat aksi bir pozisyon alması büyük bir fırsat kaybı mıdır? Bence hiç de değil. Eminim ki CHP içinden AKP'yi İslamcılıkla, Arapçılıkla, bir Arab'ı Türk'e tercih etmekle suçlayanlar çıkacaktır. Onları dikkate almamak gerekir.
Neyseki sonuçta Unesco Gnel Kordinatörlüğü koltuna o koltuğa yakışmayan aday oturamadı. Yerine Irina Gueorguieva seçildi.
Şimdi bakalım Bulgaristan yakaladığı bu büyük! fırsatı nasıl kullanacak?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Kürt Açılımının Toplumsal Taban Darlığı

Genç bir kız ağlayarak TSK Genelkurmay Başkanı'na sarılıyor ve ağlayarak Kürt Açılımından korktuğunu bölünmek istemediğini söylüyor. Şimdi kendimi bu kızla dalga geçmemek için zor tutmakla beraber bu kızı bu hale getiren bilgi kirliliğine değinmem gerekiyor.

Bu kız kim: Büyük ihtimalle Büyükşehrin Refah içinde yaşayan kesimine mensup, ortalama bir zekaya sahip, üniversite öğrencisi ya da mezunu bir karakter. En büyük korkularıı ülkeye Şeriat gelmesi ve ülkenin bölünmesi.

Bu korkuları duymakta da haklı aslında fakat Kürt Açılımı dene gelişmelerin ülkeyi böleceğine nasıl ikna olmuş, asıl soru bu.
Bu devlet doğusundaki savaşı meşru kılmak, halk desteğini arkasına almak için o kadar çok uğraş verdi ki sonunda Kürt kelimesi ile bölünmenin eş anlama geldiğini sanan bir nesil yetişti. Bunu hala daha körüklüyor TSK. Televizyonlardan operasyon görüntülerimi mi yayınlanmadı, kimin yaktığı belli olmayan köyler PKK tarafından yakılmışcasına gösterilerek propaganda mı yapılmadı, bu ülkenin yazarları mı meçhul faillere öldürtülmedi...
Kürt Açılımı konusunda halk desteğinin sağlanması olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır oksa bu açılım bugüne kadar tam anlamıyla oluşmamış bir Türk-Kürt Halkı bölünmesine yol açabilir. Öncelikle toplum ikna edilmeli bu köklü reformlara, ardından korkusuzca reformlar gerçekleştirilmeli. Ülke bu yolla çok daha sağlam bir birliğe kavuşabilir.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Beşiktaş ve Gaziantepspor

Ayhan Akman, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman, İsmail Köybaşı ve Tabata. Verdiği futbolculara karşılık Beşiktaş hisselerini satın almaya kalksaydı Gaziantepspor bugün Beşiktaş'ın sahibi herhalde Gaziantepspor olurdu.

28 Ağustos 2009 Cuma

Efes World Cup 8

Avrupa Şampiyonası öncesi Efes World Cup da aslında European Cup gibi oluyor. Avrupa dışından takım yoktu. Gönül bir Arjantin, Brezilya, Avustralya isterdi. Olsun yine de gittik, salonda yerimizi almaya çalıştık.
Evet yerimizi almaya çalıştık. Biletler blok, sıra ve koltuk numaralı olarak satıldığı için 1 hafta önceden biletimizi aldık fakat ilk gün organizasyondan sorumlu olanlar bu işi kotaramayınca ikinci gün gördük ki biletlerde sıra numarası yazan yerler girişte yırtııyor ve içeride de koltuklara sadece blok esasına göre oturulacağı yazıyor. Yani neymiş Efes World Cup'da sapına kadar yerli bir organizasyonla karşı karşıyayız. Tabi benim için hayaldi maça 10 dakika kala gelip yerimi alıp maçımı sorunsuz izlemek. Hayal olarak kaldı.
Takımlar henüz hazır değiller, fakat zaman zaman tempo yükseldiğinde kaliteli oyuncular farklarını belli ediyorlar. Letonya'da Biedrins kendini Britanya maçının belirli anlarında gösterdi. Kambala 34 numaralı formayla iyi nostalji yaptı, saçlarını uzatması daha uysal bir görünüme sokmuş onu.
Türkiye'de Hidayet yorgun gözüküyor. 100 maç üzeri NBA maçı oynayıp gelmek tabi problem. Hido belki de takımın ihtiyacı olduğu anlarda oyuna girerek takımı ayağa kaldıran isim olmalı. Bana Şampiyona başlayana kadar kendisini toparlayabilir gibi gelmedi.
Oğuz Savaş'ın bu takımda ne işi var anlayamıyorum. Kaya ve Ermal'ın hangisinden daha iyi acaba? Hatta Mehmet ya da Mirsad bile çağrılsa Oğuz Savaş'tan daha yararlı olurlardı takıma. Mehmet ve Mirsad kötü oyuncu oldukları için değil başka sebeplerden ötürü takımda olmasınlar istiyorum bu arada. Yoksa mücadele edebilen,itiş kakıştan kaçmayan bir Mehmet ile çenesini tutabilen bir Mirsad'a her zaman yer olmalı bu takımda.
Okulaja ve Nowitzki'siz bir Almanya'yı yenememek çok ciddi sorun. Femerling oyuna girdiği dakikalarda Milli Takım sayı bulmakta zorlandı, bu da zaten pota altı rotasyonumuzun zayıflığını gösteriyor.
Tanjevic yine sürekli oyuncu değiştirerek takımın bir ivme yakalamasını önlüyor. Bu istediğini belki kulüp takımlarında yapabilir fakat milli takım oyuncuların beraber oynadığı maç sayısının azlığı yüzünden sürekli oyuncu değiştirilmesi takımı bozuyor. Zaten bunu dile getiren Kaya Peker'de artık kadroda değil.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Caprica

Cylonların kendilerini üreten insanların tanrıları yerine neden tek tanrılı bir inanca sahip olduklarının cevabını ilk bölümden vermeleriyle daha ilk bölümden ağza bal çalarak merak katsayımızı arttırdılar. Kimbilir daha nelere cevap verecek bu dizi.
Aslında Battlestar Galactica kadar ilgimi çekeceğini düşünmemiştim fakat konu farklı bir eksende geliştiğinden 58 yıl önce başlamasının handikapına sahip değil.
Starbuck'ın boşluğunun izleyicilerde yaratacağı yerine birini koyma isteğine yapımcılar ne cevap verecek merakla bekliyorum. İlk bölümden bir Starbuck adayı gözükmedi. Belki en önemli ve en çekici karakterdi fakat yeni düzüde muadili bir karakter olmak zorunda değil.
Başka bir merakım da Tom Zarek. Dizinin ilerleyen yılları olacaksa eğer Tom Zarek de olmak zorunda. Konuyla bağını nasıl kurarlar bilemiyorum fakat bir şeklde kursunlar. Evet Starbuck'tan daha çok ilgimi çeken bir karakter.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Amatör Liglerde 30 Yaş Yasağı

TFF'nin aldığı bir kararla artık 3. lig ve amatör liglerde 30 yaş üstü futbolcular oynayamayacak. Kararın detaylarını bilmiyorum fakat bu durum hem futbolumuz açısından hem de bu insanların meslekleri açısından çok zararları olacak bence.
30 yaşında isen ve 2. ligde oynayacak kadar yeteneğin, kuvvetin, çevren yoksa artık futbol oynama diyor TFF. Git ne yaparsan yap!
Bir yandan da 30 yaş altı bir lig kurulduğunda bu ligden seri üretim gini genç yeteneklerin çıkmasını umuyor olmalı. Sanmıyorum ki bu kısıtlama altında kulüpler 30 yaş üstü oyuncu yerine 18 yaşındaki oyuncuyu koysunlar. Yine 25-30 yaş arası oyuncular oynatacaklardır.
Bir şekilde işleyen bir sisteme dışarıdan gelen bu derece güçlü müdahaleler tarih boyunca sorunları daha da büyütmüştür. Benim önerim paf ligin kaldırılmasıdır. Bu sayede üst liglerde mücadele edebileceği düşünülen genç oyuncular alt liglere kiralanacak, paf liginden daha üstün bir fizik gücü gerektiren liglerde gerektiği gibi gelişeceklerdir. Bu arada bir nevi doğal seçilimle yetenekleri, fiziği elvermeyen yaşlı oyuncular da yavaş yavaş ve kendiliklerinden bu liglerden ayrılacaklardır.

Yeni Sol Geliyor! Umarım!

Ufuk Uras ÖDP'den ayrıldı, ki zaten görevini yapamamış bir yapıydı ÖDP ve yenilenmesi gerekiyordu. Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman gibi isimlerle hareket ediyor Ufus Uras şu an Özgürlükçü Sol Hareket yapısı içinde. Yakın tarihte bu yapıya 10 Aralık Hareketi ve Baskın Oran da dahil olursa iktidar olamasa bile oy verecek bir partimiz olur, tabi bir de partileşmek lazım. Kolay Gelsin.

Yargı Bağımsızlığı ve HSYK

Yargılama iktidardan ve yargıcın kendi düşüncelerinden bağımsız bir biçimde, sadece ve sadece yasalara ve hakkaniyete bağlı kalarak ifa ettiği eylemdir. Toplum sözleşmesinin en kritik bileşenidir bağımsız bir yargı.
Türk yargısına biraz aşina olunmaya başlandığında bağımsızlığın bu iki temel ilkesinin de bulunmadığı görülüyor.
HSYK mahkemeler üzerindeki iktidar aracı olarak hem bizzat hakimlerin, savcıların ve destekçileri askerlerin hem de hükümetin etkin olmaya çalıştığı bir kurum. Doğal Hakim İlkesini hiçe sayarak belirli davalara bakmaları için belirli hakimleri kritik mahkemelere atamaya çalışıyor hem hükümet hem de hakim-savı-asker kompleksi. Ardından da sürekli karşılıklı olarak hukuka müdahale suçlamaları, hemen ardından da bütün bunlar hiç söylenmemiş gibi hukuka güven telkinleri. Bir avukat olarak hukuka güvenmiyorum. Paralarla davaların satıldığı, cemaat ilişkileri ile atama yapılan, askerler tarafından görevden aldırılan savcıların bulunduğu, apoletli ya da takunyalı hakimlerin karar verdiği, anayasa mahkemesinin siyasi parti gibi davrandığı, hakimlerin hakem değil bekçi olduğu bir hukuka kimse de güvenmemeli zaten.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Her Bebek İnsan Doğar

BirGün gazetesinin 6. yaş baskısıymış bu. Tabi o tarihlerde kışlada "Her Türk Asker Doğar" şiarını haykırmak zorunda bırakıldığım için bu şiara taban tabana zıt şaheseri görememişim. Demin rastladım nette. Resim "Barbar Türk, Ermeni Dölü, Rum Tohumu, Pis Kürt... Bebekler hakkında.".
BirGün'den hiç hazzetmesem de haklarını veriyorum. Ne kadar gazetecilik ödülü varsa hakettiler 1 sayfada. Hürriyet'in İnsan Hakları treni geldi birden aklıma. Aşağıda da BirGün'ün resimle alakadar başsayfa yazısının bir kısmı var.

(...) Milenyum bebekleri büyüyor. Yakında hepsi silah tutacak yaşa gelecek. Onlar masum birer bebek olduklarını unuttukça ülkemiz ve bölgemiz 21. yüzyılı kabus gibi yaşayacak.

Çünkü bu bölgede petrol ve su var. Çünkü bu bölgede bir zamanlar bebek oldukları unutturulan ve saatli bir bomba gibi yetiştirilen milyonlar var. Çünkü bu bölgede "unutuş"tan rant ve koltuk kazananlar da var.

Bizim görevimiz ne?

Mümkün olduğu kadar çok bebeğe "bir başka seçeneğin" olduğunu söylemek. Kardeşliğin ve yoldaşlığın methiyesini yapmak. Barış ve sevgi için çalışmak...

26 Haziran 2009 Cuma

Ergenekon Davası, Kenan Evren'in Yargılanması ve Deniz Baykal


Kenan Evren yargılanması halinde intihar edecekmiş. Birçok kişini aksine ben intihar edeceğine inanıyorum. Zira Kenan Evren'in yargılanması onu ülke tarihine layık olduğu şekilde hain olarak geçirecektir. İşte Darbeci Paşa bunu istemez, intihar ederek kahraman olmaya çalışabilir. Arkasından "İyi adamdı, gururuna yediremedi intihar etti." denmesini isteyecektir.
Yine Kenan Evren bu demeci verirken bir yandan da gururlu bir insan portresi çizerek ne yaptıysa millet için yaptığını yargılanmanın gururunu kıracağını demeye getiriyor. Ciddi bir çırpınış hali içinde kendisi.

Bu arada tabi Deniz Baykal'ın yargılanma konusunda ne kadar ciddi olduğunu da bilemiyoruz fakat şartlar bu çıkışın hem zaman hem de yapıldığı mekan olarak Ergenekon Davası ile ilgili olduğunu gösteriyor. Bu çıkıştan maksat Akp'nin Ergenekon Davası konusundaki temel argümanı olan darbecileri yakalamak, darbeleri engellemek amacını, Kenan Evren'i öne sürerek etkisizleştirmek istiyor. Kenan Evren'in yargılanma yolunu açacak düzenlemeleri yapmayan Akp'nin samimiyetsizliği ortaya çıkacak, Ergenekon Davasındaki temel argümanı bu şekilde çürümüş olacak. Deniz Baykal'ın düşüncesinin bu yönde olması büyük ihtimaldir. Baykal buradan kendi pozisyonunu da sıfatlarına "Darbe Krşıtı" sıfatını ekleyip gçlenerek çıkıyor. Bundan sonra onun için Ergenekon Davası'na köstek olan darbe yanlısı siyasetçi yargısıyla yaklaşma daha zor olacak.

14 Haziran 2009 Pazar

Tatil

Askerlik bittiğinden beridir tatildeyim, hala bir işin ucundan tuttuğum yok. Çalışmaya başlayınca çalışma performansım da muhtemelen yukarıdaki gibi olacak. İnsanın yattıkça yatası geliyor.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Soğanlı Peynirli Çitos

Çitosun bu soğanlı peynirli versiyonunu herhalde en son 14-15 yıl önce yemiş, ardından piyasadan kalkmasını bir türlü kabullenemiştim. Yurt dışında Cheetos Crunchy adıyla satışı devam etse de Türkiye'de bulunmuyordu. FritoLay zararın neresinden dönülse kardır diyip ürünü Çerezza Sinema Peynir ve Soğan etiketiyle tekrar piyasaya sürmüş. Az önce markette görüp paketindeki resimden şüphenelerek meraklara gark olmuştum. Oymuş, geri gelmiş demek.

8 Haziran 2009 Pazartesi

All-Star Londra

David Stern bir Avrupa Konferansı eklemeyi kafasına koymuş durumda NBA ligine. Bunun ilk adımlarından biri olarak da Europe Live Tour'ların bir adım ötesine geçerek All-Star maçını Avrupa'ya vermek istiyor. en büyük aday da Londra.

Hedo as the Hero


Pietrus gibi oyuncularınız varsa oyunun atletik ve teknik yönlerinde olursunuz fakat zeka gereken bulmacaları çözmeye sıra geldiğinde, resimde olduğu gibi 2'ye 1 hızlı hücumda önündeki adam sabit dururken-Kurt Fisher da olsa- ne yapman gerektiğini bilemeyen bir oyuncu ile o takım bir yerlerde lastiği patlatır. Orlando bu şekilde 2 basit hızlı hücumu harcadı ki 4 sayı eder, hızlı hücum dönüşlerinde dengesiz yakalanıp yedikleri sayıları saymıyorum bile. Hidayet, Orlando 5 uzun sayılabilecek bir şekilde sahadayken oyun kurucu idi. 2. yarı boyunca top getirip oyunları başlatan isimdi. Van Gundy'nin elinde Hedo gibi normal standartların dışında oyuncuların olması onu böyle fantaziler yapma ve verim alma konusunda daha şanslı kılıyor. Elinizde 2.08 cmlik 1,2,3,4 oynayabilen bir oyuncunuz varsa hayat daha basittir.İşte "Bay Son Saniye"nin son saniye basketlerinden çok daha zor olan fakat başardığı şey. Hedo göz göre göre maçın son saniyesinde Kobe'nin son saniye basketini bir blok ile reddetti. Başka bir blok da burada fakat bu sefer tartışmalı bir faul düdüğü de vardı.
Jack :) de maça damgasını vuran isimlerdendi.
Maçın en ciks 5 hareketini seçmişler. Bu seçimi yapanları anlamıyorum. Hedo'nun efsane bloğu 2. sırada iken zekice bir oyun da olsa her aman rastlanabilecek bir Lakers hızlı hücumu 1. sırada.

5 Haziran 2009 Cuma

Kobe'nin Orlandosome Gecesi

Tek resim ve tek cümle dün gece Staples Center'da olanları özetliyor. Kobe: "I just want it so bad.".
Maçların Türkiye'de zaman farkı dolayısıyla sabaha karşı yayınlanması Türk kanalları için bir şans, yoksa Rtük maçı yayınlayan kanala Türk aile yapısına ve gençlerin gelişimine aykırı yayından dolayı ceza verebilirdi. Kobe'nin Orlando'ya yaptıklarının açıklaması ancak bu olabilir.

4 Haziran 2009 Perşembe

Sayı


Bu akşam gece 04:00'ten sonra böyle hareketler görmek güzel olur.

Tiananmen Meydanı - 1989

20 yıl önce bugün, Meçhul Protestocu tankların önünde kendini siper ederken. Aradan geçen yıllara rağmen hala başına ne geldiği sırrını koruyor; fakat o çoktan meçhul bir demokrasi kahramanı oldu. Kim olduğu o kadar da önemli değil.

29 Mayıs 2009 Cuma

Work & Travel

Yazın gelmesiyle gençler arasında work and travel tekrardan gündeme geldiğine göre tecrübelerimi paylaşayım:

Dünyanın en büyük yalanıdır ama yine de fırsat varsa bir kereye mahsus olmak üzere yapılmalıdır. Hem yurtdışı tecrübesi hem dilin biraz da olsa gelişmesi hem özgüvenin artması hem de gezmek görmek eğlenmek açısından iyidir; fakat bilin köpek gibi çalışıcaksınız. Çalışma süreniz sonunda 3-5 şehir gezip 2-3 parça da elektronik eşya alıp Türkiye'ye dönerseniz, bu arada da zaten iyi zaman geçirmişseniz kardasınız demektir. Yaptıktan sonra iyiki yapmışım ama bir daha asla diyenler çoğunluktadır.
En mantıklı hareket çok uluslararası amele alan bir iş yerine gitmektir ki bunlar da genel olarak eğlence parklarıdır. Dolayısı ile çeşitli ülkelerden gençlerle kaynaşma, birleşme, eğlenme fırsatı yakalanıyor. Çok da güzel oluyor o zaman.
Mümkün olduğu kadar erken gitmek kazanılacak parayı çoğaltır çünkü henüz yeteri kadar amelesi olmayan şirketler bol bol mesai verecek ve bu da çok tatlı bir kazanç olacak ve ilerleyen zamanlarda bol bol para harcama ve gezme hakkını kazandıracaktır.
Ucuz marketten alışveriş yapılır, mesai saatinde de çalışmaya kalınabilirse kenara küçük bir servet kalır. Bol bol harcanabilir.
Araba kiralamak, yiyecek, ulaşım, benzin, turistik turlar oldukça ucuzdur, pahalı sayılabilecek tek şey ev kirasıdır ki bu da kabul edilebilir bir düzeyde kazanılan paraya oranla.
Eğer bir polis ya da başka bir görevli sizi bir kabahatten dolayı durdurursa ya konuyu iyi bir dille anlatın, yabancı olduğunuz için adapte olmaya çalıştığınızı anlatın anlayışla karşılayacaktır ya da ters birine benziyosa sakın ingilizce konuşmayın, ingilizce bilmiyor numarasına yatın bu da işe yarar.
Eğer gittiğiniz yer California ise Türkçe konuşmaktan kaçınmanıza da gerek yok, elbet sizi anlayan biri çıkacaktır, zira 25 milyonluk eyalette nerden baksan 5 kişiden biri ermeni ve çoğu Türkçe konuşabiliyor.
Amerikan halkına gelince, asla beklenildiği gibi değildir, beklendiğinden daha da salaktır ama bunun yanında çok da yardımseverdir. Her zaman yardım edecek biri vardır.

Aslında olayın başlangıcında adı work and work olmalıdır. Zira olay çalış babam çalıştır. İlk aydan sonra cepte para birikmeye başlar, ortama alışılınır, işyerinde başka work and travel işçisi varsa civar gezmeler başlar, eğer eğlence parkı gibi yüzlerce work and travel çalıştıran bir yerdeyseniz büyük geniş gece ev partileri başlar olay artık work and enjoy olmuştur. Günde ortalama 10 saat çalışıp 4 saat uyuyup 10 saat eğlenirseniz yaşayacağınız performans düşüklüğü çalışma saatinizi düşürebilir, bu da cebe yansır bu yüzden zamanın iyi ayarlanması gerekir.
Bilinmeliki Avrupalı vasat insan 10 Amerikalının zeka gücündedir o yüzden işleri yürütmek beklendiğinden kolay olacaktır. 2 aydan sonra zaten önceden yavaştan başlamış olan yakın şehirleri gezme faaliyeti daha uzak şehirleri kapsama alanına alır. iş sonunda work and travel halini alır.
Yine de her durumda insan Türkiye'yi özler. En mutlu olduğun anda bile yukardan geçen uçağı görüp içi burkulur. Vatanındaki en çok sövdüğü şeyleri bile özletir insana.
Çalışılan 3 ay boyunca insan farklı uluslardan insanlarla tanışır, arkadaş olur, her işi kendisi hallettiği için kendine daha bir güvenir, Amerikan Kültürünün ne olduğunun farkına varır, kendi kültürünün değerini anlar.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

WolframAlpha

Harvardlı zeki çocukların Google'ın pabucunu dama atacağını iddia ettikleri bir bilgi arama platformu Wolfram. Arama motoru kesinlikle değil. Kullandığınızda ne demek istediğimi anlayacaksınız. 18 Mayıs'tan beri kullanıma açık ve o günden bu yana 100 milyondan fazla sorgu yapılmış.
Kullanımı basit fakat şimdilik sadece İngilizce. Soruyu kafadan soruyorsunuz o da size cevap veriyor. Soruları istediğiniz kadar da karmaşıklaştırabilirsiniz. Örneğin "İlk hibrid otomobil üretildiğinde ozon tabakasındaki delik ne büyüklükteydi*" ya da "Fransa-Brezilya Dünya Kupası finali oynanırken Londra'da hava nasıldı?" gibi sorulara cevap verme iddiasında Wolfram.
Henüz Alpha aşamasında olduğu için eksiklikler söz konusu fakat yetenekli olduğu ilk kullanışta anlaşılıyor.

24 Mayıs 2009 Pazar

Şafak

Bu manzarayı görmek için tam 163 gün bekledim izinlerle birlikte. 162. gün şafak doğan güneş dedim. Erken çıkışımı da almıştım nöb. subaydan, sıra terhis belgelerimi almaya gelmişti. Bölük yazıcısına gittiğimde kağıtları akşam mühürleteceğini yatmadan alabileceğimi söyledi. Yat içtimasından sonra yanına gittim, yazıcı mührün binbaşının odasında kilitli kaldığını, habercide de anahtarın olmadığını söyledi. Bu durumda terhisim Pazartesi gününe kalabilirdi. Doğal olarak çıldırdım. Yazıcıya dediğim tek laf eğer Pazar sabahı saat 06:00'da çıkamazsam kendisini çıkana kadar her saat başı tokatlayacağımdı. Göt korkusu yazıcının aklına yeni fikirler getiriyordu
önce 2. tabur'un S1 yazıhanesine gittik ve kilitli olduğunu gördük. Son çare Alay Kararkahının S1 yazıhanesiydi. Neyse ki orada 327. KD. bir arkadaşa rastladık da bize mihri verdi ben de terhis olabildim. Eğer terhis olamasaydım mühür peşinde koşarken ne yaptığımı soran nöbetçi subaya da dediğim gibi her saat başı vukuat olacaktı.
Özgürlüğün tehlikeye girmesi, 48 saatliğine de olsa insanı çıldırtıyor.
Sabah saat 05.00 de uyandım. Hatun da Ankara'dan beni karşılamaya gelmişti Hasdal'a. Dışarı çıkarken dilimde yaratıcı Beşiktaş taraftarının "Those were the days"den uyarladığı "Yarramı ye Fener"inden acemilik döneminde uyarladığımız "Yarramı ye Hasdal" vardı. "Biz kısa dönemiz, içtima sevmeyiz, askerlik rezillik kepazelik, Şafak gününde de giyeriz biz postal, ama son kez yarramı ye Hasdal."
Şu an özgürüm. Geçen 162 güne bakıp those were the days diyememek ise kötü.

21 Nisan 2009 Salı

Hasdal'da Zaman

En son yazıdan bu yana şafak bayağı atmış. Hasdal'da askerlik dışını düşünmek için çok vakit olmuyor. Bu durum Dünya'dan habersiz olmakla birleşince blog böyle kısır kalıyor.
327. kısa döenmlerin gelmesi artık biz 325lerde terhis havasının oluşmaya başlamasını sağladı, yanında şafak sıkıştırması da geldi tabi.
Güneş'in balçıkla sıvandığı yerden bu kadar şimdilik. Bölükçü sana sesleniyorum "Genç Çavuşlar Rahatsız!"

10 Ocak 2009 Cumartesi

Hasdal Kışlası

Blog uzun süredir askerlik sebebi ile durgun, dün yemin ettik, yarın akşam saat 5 işbaşı. 
Hasdal Kışlası bir sürgün yeri. Nerde piskopat, jiletçi, esrarcı var askerliğini burada yapıyor. Onlara çavuşluk yapacağım dönünce! Tümen karargahını da içinde barındıran kışlada nöbetçi onbaşı sıklığında tümgeneral, albay vs. görüyoruz. Ritbeli korkusu yüzünden askerler kantine gidemiyorlar. Yaptığımız hiçbir işte mantık yok. Kantininde ihtiyaç listenizin yarısını bulursanız şanslısınız demektir. 
Ekleyeyim, dün Ergenekon kapsamında gözaltına alınan 9 muvazzaf subaydan 4'ü buradan çıktı, ayrıca Yener Yenmez de buranın piskopatlarından.