18 Mart 2008 Salı

Paragonya

Paragonya bundan 80 küsür yıl önce dünya için çok önemli bir modernleşme hareketinin yaptığı devrimle dünyaya gözlerini açtı. Hareketin liderini ulu önder denilen kişi yapıyordu. Bu devrim o kadar namüsait bir mahiyette tezahür etmişti ki sormayın: içerde cahil bir halk, dışarıda aç kurtlar, ein volk, ein reich, ein führer ideolojisini dayatan güçler...
Fakat bu ulu önder herhalde çok zeki ve sağduyulu birisiymiş ki Paragonya'nın geleceği için neyi gerekli görüyorsa onu yapmış, kişisel çıkar, koltuk, şan, para, güç peşinde koşmamış. Paragonya'yı az zamanda çok ve büyük işlere kalkışarak batılılaşma yolunda hızla ilerletmiş.
eski alışkanlıkları bir bir unutturmuş, modern okullar açmış, ikili hukuktan tek başlı laik hukuka geçmiş, kadın ve erkeki yasalar önünde eşit kılmış, ırkına, cinsiyetine, düşüncesine, zenginliğine bakmadan herkese seçme ve seçilme hakkı tanımış, ein volk’cuların zamanında vatandaşlığı hukuki temele dayayarak o zamana kadar yapılmış bir şey yapmış.
Her devrim önce kendi çocuklarını yer kuralınca en büyük lokma da kendisi olmuş. Ölür ölmez yarattığı ideoloji çarpıtılmaya başlanmış. Aradan zaman geçtikçe bu durum o kadar ileri boyutlara varmış ki onun fikirlerinin zıttı fikirler onun fikirleri diye yutturulmaya başlanmış. Hukuki temele dayadığı vatandaşlık bağını etnik temele dayamak istemişler, ein volkcular gibi Paragonya'da sadece Paragonyalılar yaşar demişler kendilerine kalkan olarak ulu önderi almışlar; askerlere siyaset yasağı koyan ulu önderin fikirlerini korumak bahanesiyle askerler siyasete karışmışlar, hayatı boyunca çok partili rejime geçmek isteyen ulu önderin kurduğu rejimi savunmak için partiler kapatmışlar, ulu önderin yerleştirmek istediği hukuk devletini korumak bahanesiyle derin yapılanmalara girmişler… Kısaca ulu önder ne yapmayın demişse onları ulu önder adına yapmışlar Paragonyalılar.

Sonunda Paragonya o kadar zayıflamış ki bütün bunları yapan Paragonyalılar bu durumdan kurtulmak için ulu önder gibi bir kurtarıcı beklemeye başlamışlar. Ne utanmışlar ne de sıkılmışlar.

14 Mart 2008 Cuma

14 Mart İş Yavaşlatma Eylemi ve Memurların Sendikal Güvenceleri

14 Mart Grev ve İş Yavaşlatma Eylemi bugün yapılacak. Bunun arkasından ise disiplin soruşturmaları ve belki sürgünler gelecek. Peki bunun karşısında memurların ne gibi hakları var? AİHM’nin 17 Temmuz 2007′de verdiği Satılmış ve diğerleri/Türkiye kararıyla tüm Avrupa çapında Memurların sendikal haklarıyla ilgili bir emsal karar verdi. Önce olayı hatırlatalım: 1998-99 yıllarında Boğaz Köprülerinin sözleşmeli personeli iş yavaşlatma ve durdurma eylemleri yapmış ve bunun sonucunda da idarenin uğradığı zararı idareye ödemeye mahkum olmuşlardı. Bunun üzerine personel Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin örgütlenme ve toplanma özgürlüklerini kapsayan 11. maddesine dayanarak, 2001′de Türkiye devleti aleyhine dava açtı. AİHM, Dava konusunda verilen kararda: AİHM, davacıların belli bir süre işi yavaşlatma ve bu çerçevede gişelerden ücretsiz geçişe izin vermelerinin, sendikal haklar içinde yer alan bir genel ortak eylem olarak değerlendirilebileceğine karar verdi. Bu eylemde kamu hizmetinin aksamamasına ve kamu düzeninin bozulmamasına dikkat etmek gibi meşru bir amaçla hareket edildiğine dikkat çekti. Sendikanın işi yavaşlatma eyleminden işvereni daha önce haberdar ettiğini, bu eylemde çalışanların barışçıl toplanma haklarını kullandıklarını belirtti. Yasaların kamu çalışanlarına ortak eylem yapma hakkı tanımadığına dikkat çeken mahkeme, bu nedenle sendikanın kamu emekçilerinin haklarını savunmak için başka barışçıl yöntemlere sahip olup olmadığının bilinmediğini, en azından Türkiye devletinin bu konuda mahkemeye bilgi vermediğini hatırlattı. Sonuç olarak, böyle bir iş ihtilafı sonrasında davacıların tazminat ödemeye mahkûm edilmelerinin, “demokratik bir toplumda” bir gereklilik olmadığına, haklarında tazminat ödeme cezası verilen 47 kişinin 11. maddede öngörülen haklarının çiğnendiğine, bu nedenle Türkiye devletinin mağdurlara toplam 33.615 avro ödemesine oybirliğiyle karar verdi. Bu durum Avrupa’da yankı da buldu ve Fransız Demiryolu Çalışanları grev hakları bulunmamasına rağmen AİHM’nin bu kararına dayanarak iş bıraktı.

AİHM Kararları iç hukukta doğrudan etkili kararlardır ve ayrıca siyasal irade de AİHM’nin verdiği kararlara uygun yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bugün iş bırakan memurların artık en azından bir AİHS güvencesi var.

Anayasa Mahkemesi de Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nın “Kanun dışı greve katılanlara 6 aydan az olmamak üzere hapis ve para cezası verilir” şeklindeki 73. maddesinin iptali istemiyle yapılan başvuruyu yerinde buldu. Söz konusu istemi değerlendiren Yüksek Mahkeme, geçen ay bu maddeyi iptal etti. Fakat sermayenin hükümeti bu iptal sonrasında Temel Ceza Kanunlarına Uyum Kanunu’na bu düzenlemeyi cezasını ağırlaştırarak yeniden ekledi. Yapılan değişiklikle kanun dışı greve verilecek ceza 6 aydan 1 yıla kadar hapis olarak düzenlendi. Anayasa Mahkemesi muhtemeldir ki bu yasayı da iptal edecek.

Umarım bu İş yavaşlatma eylemi Sosyal Güvenlik Yasasının geri çekilmesini sağlar. Eğer amacına ulaşmazsa “Durmak yok yola devam!”


AİHM Kararının Türkçe Çevirisi

Konuyla İlgili Ahmet İnsel Makalesi

Konuyla İlgili Gökhan Candoğan Makalesi

Konuyla İlgili NTVMSNBC Haberi

7 Mart 2008 Cuma

Diaspora İzlenimleri

Biraz öznel bir anlatım olacak ama Ermeni Diasporası hakkında görüşlerimi birinci elden anlatmak için böyle yazıyorum.
2006 yılının son kısmını California'da geçirdim. Kalifornia 25 milyon nüfusu olan, ABD'nin en zengin eyaletidir. Eğer bağımsız olsa G8 ülkelerinden biri olacak kadar zengin.
Bu 25 milyonluk nüfusun 5 milyonu Ermenilerden oluşuyor. California’nın her yerinde Ermenilere rastlıyorsunuz.
Uçaktan indikten sonra ilk bindiğim taksici ismini yanlış hatırlamıyorsam Hristo adında bir Ermeniydi. Türkçesi çok kötüydü ama çoğu İngilizce arada Türkçe iyi anlaştık. Gittiğim yol 1 saatlik yoldu, Bayağı konuştuk. O gün Dünya Kurası Finali vardı. Önce futbol geyiği yaptık. İkimiz de İtalya’yı destekliyorduk. Daha sonra kaçınılmaz olarak konu Jenosit,Soykırım’a geldi. Bana dedesini Türklerin öldürdüğünü ama dedesinin de çok fazla Türk öldürdüğünü söyledi. Dedemin öldürülmesi soykırım değildi, savaştı dedi ama Türkler bir sürü masum Ermeni’yi öldürdü dedi, bu soykırımdı dedi. Ben de siz bizi arkamızdan vurdunuz, Ruslarla birleşip sadece kadın, yaşlı ve çocukların kaldığı köyleri bastınız dedim. Doğrudur ama bu sizi masum göstermez dedi. Sen de haklısın dedi ama siz bize özür borçlusunuz dedi. Ben de Soykırım için değil ama o tarihlerde dedelerimin yaptığı için senden özür dilerim dedim. O da kendi dedelerinin yaptığı için özür diledi.
Neyse bir ev tuttum arkadaşlarla, yerleştik. Bir Los Angeles yapalım dedik. Metroya bindik. Orada her yere metro var. 1 saatlik yol vardı. Arkadaşlarla geyik yaparken ön sırada birisinin telefonla Türkçe konuştuğunu fark ettik. Konuşması bitince yanına gittim, Türk müsünüz dedim. Hayır Ermeni’yim dedi. Ana diliniz gibi konuşuyorsunuz dedim. 30 sene önce ağabeyimle geldim dedi. İstanbul’u çok özlüyorum dedi. İki oğlu da Beşiktaşlıymış. Sürekli Türk kanallarını izliyor, dedi. Gümüşçülük yapıyormuş. Beni çay içmeye davet etti. Kalabalık olduğumuzdan reddettim. Kartını verdi, sorunun olursa gel dedi, Eyvallah dedim.
Neyse Hollywood’a geçtik. Otobüsteyiz, bir kadın fotoğrafımı çekmeye başladı, yaşlı bir kadın. Yanında kızı ve orunu da vardı. Neden çekiyorsunuz dedim, cevap vermedi ban sen poz ver dedi. O arada kızı sebebini söyledi .Beni Hz. İsa’ya benzetmiş. O dönem saçlarım uzundu, sanırım o yüzden. Sonra nerelisin diye sordu, ben cevap vermedien, Alman mısın, Fransız mısın, Yunan mısın, Ermeni misin, Rus musun diye sordular. Türküm dediğimde inanmadılar, melezsindir falan dediler, yok annem babam Türk dedim. (burası da Tarkan’daki ulusum Türk ulusu gibi oldu) Hemen soykırımı sordu yaşlı kadın, yok dedim olmadı öyle bir şey ama istediğniğize inanın, sizi suçlayamam. Neyse durak geldi indik.
Bir gün yine LA’den bizim oraya döneceğiz, metro ya da otobüs seferi yok o saatte. Taksiye binelim dedik ama taksi en az 100 dolar tutar, Amerikalılar da pazarlık yapmaz. Neyse bir tane taksici bulduk, aksanından Amerikan olmadığını anlayıp pazarlığa girdik. 70 dolara fit olduk. Yolda Rus musunuz diye sordum. Ermeniyim dedi. Ben de Türkçe olarak, o zaman Türkçe konuşalım dedim. Anlamadı. 7 yaşına kadar Türkiye’de yaşamış ama Türkçeyi çok az biliyormuş. 25 senedir oradaymış. Amrikada da ninesi Türkçe konuşurmuş onla. Türkiye’den son hatırladığı şey Barış Manço’nun Arkadaşım Eşek şarkısıymış. Adam takside onu söyledi. Güldük falan işte. Sonra iş pek tabiki Soykırıma geldi. Yine bildik geyikler dönecek derken adam Soykırım umrumda bile değil dedi. Olmuş bitmiş dedi, onun derdine düşecek değilim dedi. Ben Türklere bütün yemeklerimizi sahipleniyorlar diye gıcık oluyorum dedi. O yemekler Türklerin değil dedi, o topraklarda yaşayan herkesin dedi. Neyse Türk kardeşimdem 60 dolar alayım dedi. Gel çay iç dedik, işim var dedi, gitti.
Bu arada Los Angeles’ta insanlar banliyölerde yaşıyor. Bu banliyölerden biri de Glendale. 300.000lik nüfusunun tamamı Ermenilerden oluşuyor. Ben hiç gitmedim. Biraz tırstım açıkçası. Kulağımıza eğer orada Türk olduğunuzu anlarlar ise ya paranızı alırlar ya da sizi eşek sudan gelinceye kadar döverler şeklinde duyumlar geliyordu. Neyse birgün Glendalelı bir Ermeni ile tanıştım, adam harbi Ermeni miliyetçisiydi, Türk olduğumu söylediğimde whoaa(oha oluyor) dedi. Biraz benle dalga geçmeye kalktı ama deplasmanda olan oydu. Çevrede Türkler vardı. Çevresine toplanınca yumuşadı biraz.
Artık Türkiye’ye dönecektim, elektronik orada yarı fiyat olduğu için elimdeki son dolarlarla elektroniğe yüklendim. Bir de çek vardı elimde 300 dolar civarı. Çeki mağaza bozmadı, ben de bilgisayarı o akşam laamadım. Bekletir misiniz dedim görevliye. Görevli kız acayip Türke benziyordu. Yetim yok dedi. Nereli olduğunu sordum. I am from Turkey, Amasya dedi. Fakat Türkçe bilmiyormuş. Babaannesi Amasyalıymış. O hiç Türkiye’yi görmemiş. Yine de Türkiyeliyim diyordu. Bilgisayarımı bekletti hemşerhilik ayağına.

Demem o ki biz burada Ermeni Diaporası şöyle dedi, böyle aptı diyoruz ya, Türk Düşmanı onlar diyoruz ya. Kısmen yanlış. Bir kısmı gerçekten düşman ve bütün Ermeni Derneklerini de bunlar kurmuş zaten. O yüzden Diaspıra Ermenilerini onlar temsil ediyor gözüküyor.
ABD’de en çok bana Ermeniler yardım etti, yakınlık gösterdi. Yaşlılar ve orta yaşlılar Türkçe biliyordu zaten. Glendale ise içine kapalı bir toplum olduğu için giderek faşistleşmiş bir yer gibi geldi bana, eğer diğer Diapora Ermenileri gibi yaşasalardı onlar da bize daha yakın olurlardı.

Dışa açılalım ve dünyaya, özellikle komşularımıza karşı önyargılarımızı bırakalım. Evet soykırım var diyorlar ama her zaman diyaloga açıklar.