26 Şubat 2008 Salı

Bülent Ersoy: Türkiye'nin En Cesur KADINI

"Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani?"
"Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar"
"Başkalarının savaşı için doğurduğum çocuğu toprağa veremem"

Bu sözlerin sahibi "Hepimiz Ermeniyiz" diyenlere kızıgn bakışlar fırlatan Bülent Ersoy. Karışmasın sorun bu değil. Bülent Ersoy milliyetçi-muhafazakar birisidir ama diğer milliyetçi-muhafakarlaran zekası ile ayrıldığını gösterdi. Ve ne kadar acıdır ki düşünürlerin değil popüler kültür ükonlarının her konuda daha etkin olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve Bülent Ersoy tek bir hareketiyle uzun zamandır hiçbir aydının bütün uğraşlarına rağmen dikkat çekemediği bir konuya dikkat çekiyor.

Bu arada Ebru Gündeş'in milliyetçi patlama yaparak parsayı toplama isteği Bülent Ersoy duvarına tosladı. Gündeş ayarı yedi oturdu.

Militarist-Faşist Duvarda Bülent Ersoy'un açtığı devasa gediği artık demokrat aydınlar değerlendirsin.

15 Şubat 2008 Cuma

AKP: Liberal Destek mi, Popülizm mi?

AKP iktidarı dönemince sürekli meşruiyet eleştirilerine maruz kaldı, sürekli gizli gündemlerinin olduğu suçlamalarına maruz kaldı, demokrat olmamakla suçlandı. Fakat AKP bu suçlamalardan her zaman sıyrıldı. Bunu sağlayan kendisini liberal demokrat tanımlayan cenahtı. AKP meşru değil dendiğinde Atatürkçülükten güç alarak kendilerini her şeyi yapmaya muktedir görenler ne kadar meşru diyenler onlardı; Gizli gündem suçlaması karşısında AB Sürecini öne süren onlardı; AKP anti-demokrat dendiğinde bunu diyenlerin aristokrasi özlemini yüzlerine vuran da onlardı. Onlar olmasa AKP kendisini bu şekilde kabul ettiremezdi. Fakat işleri biraz farklılaştı artık. İlk hükümet döneminde bu liberal demokratlara gözü gibi bakan AKP, ikinci seçim zaferinden sonra popülüzmün kucağına attı kendini. Türban konusunda MHP ile anlaşması AB Sürecinde ve 301′in kaldırılması sürecinde bir ilerleme olmayacağını, Kürt sorununun çözümünün başka bir bahara kalacağını gösterdi. MHP ile ortaklık yapan bir parti bu konularda adım atamaz. Bu durum liberal demokratları ciddi bir biçimde hayal kırıklığına uğrattı. -Bu durumla alakalı iki yazı: Ece Temelkuran ve Ümit Kurt

Bu hayal kırıklığı bazı taşların yerinden oynamasını beraberinde getirecek. Muhtemelki AKP artık arkasında liberal demokratların desteğini hissedemeyecek vve yine muhtemelki bazıları AKP’yi çok sıkı eleştirmeye başlayacak. Bu durum sandığa nasıl yansır bilemiyoruz fakat AKP’nin işlerini zorlaştıracağı çok açık. Artık AKP bürokrasi elitlerinin saldırıları konusunda eski desteğinin bir kısmını yütürdü. Sürecin devamının nasıl geleceğini zaman gösterecek. AKP’nin hesapları türban çözümü! sayesinde oylarını arttırdığı yönünde ama buradan gelen artıyı siyaset arenasında yaşayacağı yeni zorluklarda tıkanmasıyla kaybedecektir.

13 Şubat 2008 Çarşamba

“Mevzubahis Vatansa Gerisi Teferruattır” Gerisi?

Son günlerin çok moda bir sözü, vatanın tehlikede olduğu durumlarda gerisinin önemsiz olduğunu anlatıyor: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır”. Çok doğru bir söz; fakat sık sık yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor. Sebebi cümlede bir zamirin kullanılmış olması: “Gerisi”

Nedir o gerisi? Neleri kapsar. Bu sözü doğru anlamak için cümledeki gerisi zamirinin ne anlama geldiğini iyi anlamak zorundayız. Bu cümleden tam olarak anlaşılamadığına göre, Mustafa Kemal’in bunu söylediği Kurtuluş Savaşı Devrinde neleri göz ardı edip teferruat saydığına, neleri ise çok önemsediğine bakmamız gerekiyor.

Örneğin yasalar, örneğin o yasaların yapıldığı TBMM yani geniş anlamda “HUKUK”. Bunlar Mustafa Kemal’e göre teferruat mıdır? Hiç sanmıyorum. Atatürk mecliste onca muhalifi olmasına rağmen her zaman meclisin kararları ile hareket etmiştir. Tarihten birkaç örnek verelim: Meclis Başkomutanlık Yasasını uzatmak istemediğinde Atatürk’ün önünde 3 seçenek vardı. Ya orduya emir verecek ve meclisi kapattıracak, ya meclisin iradesi karşısında geri çekilecek ya da meclis içi mücadelesini sürdürecekti. O 3. yolu tercih etti. Ne orduyu kullanarak meclisi bastı ne de geri çekildi, mücadele etti, mecliste mücadele etti. Ve kazandı. Başkomutanlık Yasasını meclis kararı ile uzattı. O Başkomutanlık Yasası eğer çıkmasaydı belki savaş kaybedilecekti, işte bu kadar önemli bir yasaydı, ölüm kalım meselesiydi. Fakat Atatürk yine de bu işi meşru hukuki yollardan halletti. Yoksa basitti, 2 tane muhalifi vurdurturdu, bunu da devletin bekası ve Türklük ve Müslümanlık için yapıldığını söyletirdi tetikçisine. Aynı bugün yapılanlar gibi.

Yine bu davranışı Kurtuluş Savaşı sırasında sık sık görüyoruz, 1. Meclisin sürekli bir yasama faaliyeti içinde olması bunun en iyi göstergesi. Peki Atatürk istese elindeki orduyla meclisi susturamaz mıydı? Sustururdu hem de çok kolaylıkla.

Peki yasalar, meclis ve dolayısıyla hukuk Atatürk tarafından hiçbir zaman teferruat sayılmadığına göre teferruat olan ne? Yine onun davranışlarına bakarak anlayacağız. Atatürk savaşlar boyunca hem kendi canını hem de askerinin canını gerektiğinde tehlikeye atmaktan korkmadı. Çanakkale’de askerlerine ölmeyi emretmesi, kendisinin her zaman çağdaşlarının aksine ön cepheye yakın durması bize Atatürk’ün söz konusu vatan olduğunda canının, canımızın teferruat olduğunu bize anlatmasıdır. Söz konusu vatansa, canımız, rahatımız, paramız, zevklerimiz, mallarımız her şey teferruattır, teferruat olmayanlar ise genel olarak Hukuk kavramının içine giren kavramlardır.

Peki bugün kendilerine “Kemalist” demeyi çok seven faşist zevat neyi savunuyor. Ergenekon mu dediniz? Tabi tabi, bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir değil mi? Ulusalcı olduğu iddiasındaki biri ötekini susturmak için derine iniyor, hukuku teferruat sayıyor, çiğniyor ve ondan sonra utanmadan Kemalist olduğunu iddia ediyor. İnsanda biraz utanma olur.

Atatürk bize muasır medeniyeti işaret ederken –devlet bazında- herhalde Hukuk Devletini hedef göstermişti, derin devleti değil.

11 Şubat 2008 Pazartesi

Europa Universalis 3


Önceki versiyonlarını oynamış olanların oyunu kontrol etmekte zorlanacakları aşikar* fakat zamanla alışılıyor, yeni özellikler keşfediliyor. Zaten devlet yönetimi de böyle bir şeydir.
Bu oyunda tarihsel gerçekçilik had safhada. Örneğin Osmanlıları bir sömürge imparatorluğuna dönüştürmek neredeyse imkansız, yine bize ortaokul boyunca söylenen Osmanlı'nın doğal sınırlarına ulaşdığı iddiası gerçekmiş. Oyuna 1453 yılıyla başlıyoruz, 1680 yıllarına geldiğimde 3 aşağı 5 yukarı osmanlı'nın o tarihteki sınırlarına ulaştığını gördüm, bu arada hint okyanusunda Portekizlilerden ağır bir yenilgi aldığım ilk defa ulan! dedim. Daha sonra Venedik'in Mora için saldırması, benim Venedik'e cevap vermemle birlikte bir anda Rusya ve Avusturya'nın saldırmasıyla kendimi Karlofça'yı imzalarken buldum, şu anki ruh halim de kaybettiğim yerleri geri almak şeklinde tezahür ediyor. Diyeceğim oyunnun gerçekçiliği oynayan kişiyi de içine alıyor. Evet grafikleri daha iyi olabilirdi, biraz daha fazla çeşit askeri ünite olabilirdi ama bu detayların olmaması bile oyuna çok şey kaybettirmiyor, tek eksiği çok zor olduğu için bazen insanda bıkkınlık hissi uyandırıyor olması. Yok İran'a sefere çıkıyorum, hoop oradan Avusturya saldırıyor, İranla apar topar barış yapıp batıya dönüyorum, hoop İran Bağdat'a saldırıyor. Yeter a.k. dedirtiyor insana.
Resmi Site

8 Şubat 2008 Cuma

Kendilerini Kemalist Sanan Asker Fetişisti Faşistler

İdeolojilerin zamanla aslından farklılaşması tarihte sık sık görülmüş bir olaydır, biz de 12 Eylül darbesi buna verilebilecek net bir örnektir.

Asker Fetişisti Faşistlerin Kendilerini Kemalist Sanması ne yazık ki 12 Eylül sonrası yaşanan bir sendromdur ve Kenan Evren’in uyguladığı apolitizasyonun olmazsa olmaz tamamlayıcısıdır. Uygulama halkın ve özelde gençlerin apolitize edilmesi, apoitize olmamakta direnen sınırlı Örneğin bir Kemalist faşist damgası yememek için Kemalist olduğunu saklayacak ya da Kemalist sıfatı ile başka bir sıfatı birleştirerek kullanacaklarıdır. Liberter-Özgürlükçü Kemalist, Marksist Kemalist, demokrat Kemalist vs. Bu şekilde de Atatürk üzerinde tekel kurularak bu FAŞİST-KENANİST Gençlik süper meşru bir duruma getirilecektir, hepimiz biliriz ki bu ülkede meşrulaşmanın en kolay yolu Atatürk ile özdeşleşmeye çalışmaktır; fakat onu kendine benzeterek, çoğu zaman söylemediği lafları bile söylemiş gibi göstererek. sayıdaki 12 EYLÜL REJİMİ İÇİN TEHLİKELİ olanlara karşı da gayet politize ve mobilize bir FAŞİST Gençlik yaratılmasıdır. Bu FAŞİST Gençlik kendisini Atatürkçü-Kemalist sanacak, bu şekilde algılanmasına çalışılacak ve bu yolla meşruluk sağlanacaktır. Bu yolla hala her şeye rağmen gerçekten Kemalist kalabilenler kendilerini bu Kenan Evren çocukları yüzünden farklı tanımlamak zorunda kalacaklardır.

İşin pis tarafı bu gençlerin kendilerini gerçekten Kemalist sanacak olmalarıdır; Kemalizm ile uzaktan yakından alakaları olmamasına rağmen.

Bugün bunu yaşıyoruz. Bu süper meşru, Kemalist görünümlü serbest salınımlı Faşist Gençlik Ergenekon’u savunuyor, gerektiğinde inkar ederek, Veli Küçük gibileri Vatansever ilan ediyor ve 1990ların Susurlukta deşifre olanları savunmak için “Bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” diyen Tansu Çiller’den daha da komik duruma düşüyor.

Derin Devlet hukukun dışında olan devlettir, sorgulanamaz, dokunulamaz, ancak istifra ettikleri sorgulanır. Derin Devletin olduğu yerde hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur, dedik ya hukuk dışındadır, hukuki müeyyide alanının dışındadır diye. Böyle bir ülkede Atatürk’ün bize amaç gösterdiği hukuk devletinden bahsedemeyiz herhalde. Hukuk devleti herkes için uygulanabilir kurallar olduğu müddetçe vardır.

Atatürk’ü öyle bir anlarlar ki şaşırmamak elde değildir. Atatürk’ün Bursa Nutkunu kime karşı verdiğinin farkında bile değillerdir. Bursa Nutku devletin ceberutlaşması halinde gençlerin buna karşı durması için gençlere gösterilmiş bir yoldur ama bu fetiş Kemalist gençlik bu nutku ceberut devleti demokratlara karşı savunmak –aslında açık açık saldırmak- için kullanırlar, bunun böyle olduğunu söylerler. E tabi Atatürk de onların tekellerinde, kim onlara karşı çıkabilir değil mi?

ADD’nin forumundan iki adet link: ADD Forumu Ergenekon Çetesi ADD Forumu Youtube

Kenan Evren’in yarattığı bu gençlik yüzünden bir ülkeyi ileri taşıyacak yegane güç olan gençlik ne yazıkki ülkeyi ilerlemekten alıkoyuyor. Bunu yaparken Atatürk’ü kullanmasına ise herhalde Kenan Evren kıs kıs gülüyordur.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Pars Narkoterör: Ergenekon Çetesi

Medyanın 4. Güç olduğu hep söylenir ama bu eksiktir, aslında 1. Güçtür. Toplumu manupüle etmek için eldeki en etkili silah medyadır.

Son yıllarda TSK rüşvet yiyen emekli paşalarla, yetki alanındaki ilçeleri çapraz ateşe alan albaylarla, Doğuya giden hakim-savcıların kapısının önünde bomba patlatan generallerle gündeme geldi sürekli. Tabi bu TSK’nın imajını ciddi ölçüde hırpaladı. Üstüne bir de 27 Nisan Muhtırasına rağmen gelen AKP zaferi eklenince TSK gerek güvenilirlik gerekse de bir meşruiyet sorunu ile karşı karşıya kaldı.

Bu meşruiyet sorunu nasıl çözülecek, tabiki toplumu TSK lehine manüpüle ederek. Hangi yolla? Medya yoluyla. Al sana Pars Narkoterör.

Pars Narkoterör’de sadece teröristler Kürtçe konuşuyor. Mesaj açık Kürtler kötüdür ve uyuşturucu kaçırıp PKK’ya yardım eder.

Pars Narköterör’de ülke eyaletlere ayrılmış, bunu yapan kim? Tabiki uyuşturucu kaçakçısı Kürtler!

Pars Narkoterör’de emekli bir paşa var, rüşvet suçundan ordudan atılmış. Fakat diğer emekli paşalar gibi ordu içinde hala etkin. Bu etkinliği kullanan kim? Uyuşturucu kaçakçısı terörist Kürtler! Bu emekli paşa atılgan bir binbaşına rüşvet öneriyor ama atılgan binbaşı kabul etmiyor. Bir de bunu üstlerine iletiyor. İşte yazının en cafcaflı yeri, üst ne diyor. Türk Televizyon Tarihine TSK yalakalığı olarak geçecek sözler: Bu tip şerefsizlerin her yerde bulunabileceğini, bunları açık etmenin ise orduya zarar vereceğini, TSK düşmanlarının bu tip açıkları beklediklerini, gördükleri an saldıracaklarını söylüyor ve bu durumu ordu içinde çözelim diyor. Yani diyor ki, TSK’nın yaptığı yolsuzlukların üzerine gidenler vatan hainidir, TSK’nın içi pek temizdir ama böyle şerefisizler çıkıyor, onları da biz halledelim. Bu konuşmayı yapmadan önce yaptığı Adriyetikten Çin Seddine girişi de zaten nasıl vatansever! olduğunu gösteriyor paşamızın. Hukuk mu, Hukuk Devleti mi? O da ne?

TSK’nın AİHM’ye giden bir dosyası vardı. Komutan, teröristleri takip ediyor fakat teröristler bir köye sığınmayı başarıyor, komutan ise köyü kuşatıp çapraz ateşe alıyor. 6 sivil bu çapraz ateş sırasında ölüyor. Pek tabi olay yerine savcı geliyor. Hukuk devletiyiz ya! Komutanın ifadesini alıyor ve dosyayı kapatıyor. Öyle ya bir subayın ifadesinden daha güvenilir ne olabilir bir hukuk devleti için. Bu olay AİHM’ye gidiyor ve Türkiye adil yargılanma hakkı vermemesi yüzünden mahkum oluyor. Bu olay da sizi de atik binbaşının dağa emniyet kapalı çıkmasıyla yalanlanıyor. Sırf köylüyü vurmamak için emniyet kapalı çıkıyor dağa.

Bir de ordu içindeki bir yapılanma var: adı Pars sanırım bu yapılanmanın, arkasında fona yerleştirilmiş bir Azerbaycan’dan Atlas Okyanusuna Osmanlı Haritası bulunan bir liderleri olan. Vatan savunması için kurulmuş. Ne kadar da Ergenekon Çetesine benziyor. Zaten iki de bir de mehtem marşı çalıyor dizide. Bizi Kuzey Irak’ı işgale mi hazırlıyorlar ne?Osmanlı Sevdalısı Derin Devlet

Ergenekon demişken bir bakalım: Kim var bu ergenekonun içinde bir emekli paşa, çeşitli rütbeden askerler. Paşa Adriyatikten Çin Seddine paşası, rütbeler dağılmış dizide. Bu kadar benzerlik! Ben mi paranoyağım?

Bir de eski bir bakan var. Özelliği Kürt olması. Tahimin edilebileceği gibi bu da uyuşturucu kaçakçısı. Sen hem adamları bakan yap hem de yemek yedikleri kaba… Olacak şey mi. Bu Kürtlerin hepsi hain canım! Denen şu: Bu ülkede Kürt Bakanlar da oldu ama onu da hainlik için kullandılar. Pes doğrusu.

Değinmemek olmaz. Bir de dizinin tanıtımları dönerken sürekli bir yoldan akan uyuşturu trafiğinin 150 milyar dolarlık ahacminden bahsediliyor ve bunun 5 milyar doları PKK’ya geçse diye devam ediyor, sonra da TSK’nın silah alım bütçesinin 3,5 milyar dolarcık gibi az bir rakam olmasından yakınıyorlardı. Peki soruyorum acaba kaç milyar doları TSK’nın sadık yardımcısı köy korucularının eline geçiyor? Acaba köy korucuları bu kolay ve çok parayı kaybetmemek adına kaosu sürdürmek için kaç köy basıyor? Bunlara da cevap ver Pars! Bir de tarihi vurgu vardı o tanıtımlarda. Hasan Sabbah’a atıf yapılıyordu, tarihin tekerrür ettiğin söylüyorlardı. Tabi aslında bu Kürtler çok pis varlıklar canım, 1000 yıldır böyle, su Orta Asyadan bir kısrak başı gibi uzanan şanlı vatanımızda bir türlü rahat edemedik zaten pis Kürtler yüzünden. Sizin o mavi kanınız yok mu? Siz çok asilsiniz.

Bir de dizide sürekli çalan mehter marşı yok mu, işte o an bitiyorum.

Türkiye herkese yeter, amacı birlikte yaşamak olan, yaşamak olan herkese, fakat kaostan fayda sağlayanlar bunu engellemek istiyor. Korucular köy basıyor, PKK sürekli saldırıyor, televizyonda Pars Narkoterör adlı bir safsata gösteriliyor.

Kısaca yapılan şu: İki taraf varmış gibi gösteriliyor. Uyuşturucu kaçakçısı Kürtler ve Osmanlı Sevdalısı Vatansever Türkler, bunlardan biri olmak zorundasınız, eğer iyilerden yana değilseniz dizineki vatansever paşanın dediğin gibi TSK’yı yıpratmak için fırsat bekleyen demokratlardan oluyorsunuz. Dizinin sloganı “Vatana İhanetin Anatomisi” şeklinde. Dizinin tek doğrı yanı bu. Dizideki kötüler ne kadar hain ise, iyi gösterilenler de o kadar hain.

Nerede Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını veren ordusu, nerede?

2 Şubat 2008 Cumartesi

555K ile 222A Arasındaki 7 Farkı Bulun


Geçmişe sarılmak bugüne ve geleceğe sarılamayanlar için tek yoldur. hem de geçmişi manipüle ederek. olmadığı gibi göstermeye çalışarak.
555k eylemi tamamen bir yeraltı örgütlenme ile gerçekten hiçbir yere haber verilemeden yapılan, etkisi çok büyük olan bir eylemdi, türkiye tarihinde kilometre taşı olan eylemlerden biriydi. öğrenciler kendi araların bu haberi yaymış ve sonunda menderes’e ağır bir darbe indirmişlerdi. amaçları daha fazla demokrasi idi, üniversitedeki baskının yok edilmesi idi.
222a eylemini düzenleyen seslerini duyurmak için her yerde bangır bangır bağırdılar, etkilerini güçlendirmek için 222a ismi yoluyla 555k eylemine atıfta bulundular. amaçları daha çok bürokrasi, demokrasi onlar için bir araç, aynen rte için olduğu gibi. onlar bu devletin sahibiyiz diyorlar ve başkasını kabul etmiyorlar, tek vatansever, tek laik, tek modern onlar; onlardan başka herkes hain, yobaz, gerici. buna rağmen 555k ismini kirletmekten geri durmuyorlar. ama yazının başında dedik ya, bugün ve gelecek kalmadı onlar için, bu yüzden onların olmayan bir geçmişe sarılıyorlar. 555k ismini kopya ederek katılımı, etkiyi arttırmaya, kendilerine tarihsel bir arkaplan yaratmaya çalışıyorlar.
türbana karşı olunabilir, kaldı ki onlar gibi fanatik bir tarzla olmamakla beraber ben de karşıyım türbana ama arada kalın da bir çizgi var. bu çizgiye demokrasi deniyor.
1930lu yılların özlemi içineler, mustafa kemal’in tabulaştırmadığı düşünceleri tabulaştırıyorlar. 1929 dünya ekonomik bunalımı uygulamaya konan devletçilik ilkesine sanki kutsal bir şeymiş gibi tapınıyorlar ama bilmiyorlar ki atatürk 1930′a kadar serbest piyasacı bir politika izledi, ya da biliyorlar ama çıkarlarına ters düştüğü için dile getirmiyorlar. dünya görüşleri ve tarih görüşleri de çok kıt, türban konusunda sürekli fransa’yı örnek veriyorlar ama bilmiyorlar ki fransa’da laiklik ancak meryem ile bağrı açık modern fransız kadını mary barışınca toplumsal kabul gördü.
kendi toplumlarını tanımıyorlar, türban’ın o genç kızların evden çıkabilmesi için tek şansları olduğunu, türbanın o kızlar için sokak kapısının anahtarı olduğunu göremiyorlar. tek gördükleri gerek bürokratik gerek toplumsal ve hatta askeri alanda ayrıcalıklarının yok olduğu ve bu yüzden panik halindeler. bu ayrıcalıkları artık toplum taşımıyor, ceberrut başçavuştan, piskopat zabıta komserinden, asabi ceza reisinden, ukala okul müdüründen bıktı.

Marx’ın bir lafı ile bitirelim: “tarih tekerrrür eder ama ilk seferinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”