13 Şubat 2008 Çarşamba

“Mevzubahis Vatansa Gerisi Teferruattır” Gerisi?

Son günlerin çok moda bir sözü, vatanın tehlikede olduğu durumlarda gerisinin önemsiz olduğunu anlatıyor: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır”. Çok doğru bir söz; fakat sık sık yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor. Sebebi cümlede bir zamirin kullanılmış olması: “Gerisi”

Nedir o gerisi? Neleri kapsar. Bu sözü doğru anlamak için cümledeki gerisi zamirinin ne anlama geldiğini iyi anlamak zorundayız. Bu cümleden tam olarak anlaşılamadığına göre, Mustafa Kemal’in bunu söylediği Kurtuluş Savaşı Devrinde neleri göz ardı edip teferruat saydığına, neleri ise çok önemsediğine bakmamız gerekiyor.

Örneğin yasalar, örneğin o yasaların yapıldığı TBMM yani geniş anlamda “HUKUK”. Bunlar Mustafa Kemal’e göre teferruat mıdır? Hiç sanmıyorum. Atatürk mecliste onca muhalifi olmasına rağmen her zaman meclisin kararları ile hareket etmiştir. Tarihten birkaç örnek verelim: Meclis Başkomutanlık Yasasını uzatmak istemediğinde Atatürk’ün önünde 3 seçenek vardı. Ya orduya emir verecek ve meclisi kapattıracak, ya meclisin iradesi karşısında geri çekilecek ya da meclis içi mücadelesini sürdürecekti. O 3. yolu tercih etti. Ne orduyu kullanarak meclisi bastı ne de geri çekildi, mücadele etti, mecliste mücadele etti. Ve kazandı. Başkomutanlık Yasasını meclis kararı ile uzattı. O Başkomutanlık Yasası eğer çıkmasaydı belki savaş kaybedilecekti, işte bu kadar önemli bir yasaydı, ölüm kalım meselesiydi. Fakat Atatürk yine de bu işi meşru hukuki yollardan halletti. Yoksa basitti, 2 tane muhalifi vurdurturdu, bunu da devletin bekası ve Türklük ve Müslümanlık için yapıldığını söyletirdi tetikçisine. Aynı bugün yapılanlar gibi.

Yine bu davranışı Kurtuluş Savaşı sırasında sık sık görüyoruz, 1. Meclisin sürekli bir yasama faaliyeti içinde olması bunun en iyi göstergesi. Peki Atatürk istese elindeki orduyla meclisi susturamaz mıydı? Sustururdu hem de çok kolaylıkla.

Peki yasalar, meclis ve dolayısıyla hukuk Atatürk tarafından hiçbir zaman teferruat sayılmadığına göre teferruat olan ne? Yine onun davranışlarına bakarak anlayacağız. Atatürk savaşlar boyunca hem kendi canını hem de askerinin canını gerektiğinde tehlikeye atmaktan korkmadı. Çanakkale’de askerlerine ölmeyi emretmesi, kendisinin her zaman çağdaşlarının aksine ön cepheye yakın durması bize Atatürk’ün söz konusu vatan olduğunda canının, canımızın teferruat olduğunu bize anlatmasıdır. Söz konusu vatansa, canımız, rahatımız, paramız, zevklerimiz, mallarımız her şey teferruattır, teferruat olmayanlar ise genel olarak Hukuk kavramının içine giren kavramlardır.

Peki bugün kendilerine “Kemalist” demeyi çok seven faşist zevat neyi savunuyor. Ergenekon mu dediniz? Tabi tabi, bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir değil mi? Ulusalcı olduğu iddiasındaki biri ötekini susturmak için derine iniyor, hukuku teferruat sayıyor, çiğniyor ve ondan sonra utanmadan Kemalist olduğunu iddia ediyor. İnsanda biraz utanma olur.

Atatürk bize muasır medeniyeti işaret ederken –devlet bazında- herhalde Hukuk Devletini hedef göstermişti, derin devleti değil.

Hiç yorum yok: