9 Ocak 2008 Çarşamba

Parti Devlet

Parti devlet parti ile devletin iç içe geçtiği, genellikle totaliter rejimlerde rastlanılan bir formdur. Türkiye tarihinde bariz bir Chp örneği bulunmakla birlikte İttihat ve Terakki partisi ve Akp'nin de bu yönde denemeleri olmuştur.
Kadrolaşmanın nitelik ve nicelik bakımından gelişmiş halidir.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin her birinin seyrek ya da yoğun bir şekilde kadrolaşma eğilimi olmuştur. Kadrolaşma dendiğinde insanın aklına ilk olarak Milliyetçi Hareket Partisi gelir, daha sonra ise cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikalarıyla Cumhuriyet Halk Partisi. Chp'nin ilk yıllardaki kadrolaşmasını o yıllar içinde değerlendirebiliriz ama Mustafa Kemal öldükten sonra Recep Peker'in başlattığı hareketi asla haklı çıkarmaz bu. Türk hükümetlerinin kadrolaşma eğilimlerini incelemek için özellikle Chp ve Akp incelenmelidir, Mhp ise daha çok yandaşını kayırma biçiminde hareket edip ahbap çavuş ilişkisi içinde kaldığından dolayı devlette yoğunlaşmış ama asla devlet içinde niceliklerinin verdikleri niteliğe kavuşamamışlarıdır -burada derin devlet konu dışıdır bahsedilen genel olarak bütün devlet kadrolarıdır-. Fakat Chp ve Akp devleti partinin egemenliğine sokmak için yapmıştır ve planlı bir harekettir, Mhp'nin hareketi gibi plansız değildir.
Chp kadrolaşması kendi içinde iki alt döneme ayrılabilir. Kemal Peker öncesi ve sonrası dönemler. Kemal Peker öncesi dönem devlet kurumlarının yeni yeni oluşturulduğu, partinin yeni kurulduğu, bu ikisi arasındaki çizginin yenilikleri ve geçmişten gelen İttihat ve Terakki tecrübesi yüzünden belirsiz olduğu dönemdir. Recep Peker'in Chp genel sekreti olduktan sonraki dönemi ise oluşun tarihinden bağımsız olarak 1936 ile başlatabiliriz. Chp genel sekreterinin içişleri bakanı olması ve uzantısı olarak Chp il başkanlarının aynı anda vali olması, 18 Haziran 1936'da parti genel başkanı vekili İsmet İnönü'nün yayınladığı genelge ile parti ile hükümetin birleştirilmesi kararı sağlanmıştır ki bu genelge bu dönemin karakterini yansıtır. Atatürk bunların bir kısmına karşı çıkmış bir kısmına göz yummuştur; ancak onun hedefinin demokratik ve müreffeh bir toplum olduğundan şüphe oluşturmaz bu göz yummaları, devrim zamanı uygulamalarıdır sadece. Kaldı ki Chp zamanla bu uygulamadan vazgeçmiş ve çok partili siyasal hayata geçilmesine izin vermiş, Türk demokrasisine en büyük katkıyı sağlamış partilerden biridir.
Akp de devleti ele geçirmek ve dönüştürmek istemektedir, bunun için gerek toplumsal gücünü gerek sermaye gücünü gerekse de meclisdeki çoğunluğunu kullanmaktadır. İktidara ilk geldiği dönemde Refah Partisi tecrübesi ile çok ılımlı davrandır ve özellikle de liberal aydınların desteğini aldı. Fakat 2. iktidar döneminin ilk 4 ayında bundan önceki 4,5 yılda olmadığı kadar cüretkar oldu. Özellikle çıkardığı hakim ve savcılar kanunu ile yargıyı tek hamlede ele geçirmeye çalışması, devlet kuruluşlarına yapılan atamalardaki cemaat kriteri, kamu personel rejiminin hükümetin atama yetkisini çok genişletecek şekilde değiştirilmek istenmesi bunun en açık göstergesidir. Ve bu akp hala "onlar devlet, biz siviliz halkız" yalanını dillendirmekte. Akp artık devlet olmuştur, cumhuriyet tarihinde devlet ile bu kadar iç içe bir tek kuruluş yıllarında daha sonra bu durumu kendi isteğiyle demokratikleştiren Chp geçmişti.
Okan Bayulgen'in bu sizi ilgilendiriyor'da konuk ettiği Akp adayı genç kaymakam Özlem, Chp'nin parti devlet uygulamasını kıyasıya eleştirirken sergilediği demokrasi aşkını şimdi de sergileyebilir mi acep? Ya da bunu yapacak her hangibir Akpli var mıdır? Yoktur.
Akp'nin ele geçirdiği güçlere bakalım: yargı,yök, tbmm, tmsf, tcmb, thy... ve bunları gizlemek için medyanın büyük kısmı, bir de çankaya. Bütün bunlar ard arda geldiğinde inanılmaz bir hegemonya kurulduğu görülüyor.
http://www.milliyet.com.tr/2007/12/12/yazar/temelkuran.html
http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=302119

Hiç yorum yok: