23 Mayıs 2007 Çarşamba

DTPliler Meclise Giremesin Diyenlere Anadolu'nun Yüzyıllar Öncesinden Cevabı

Bir halk, tam 11 milyon kişilik bir halk. Anadilini konuşması yasak- ne olduğunu bilmeyenler için (°bkz: anadil)-, çocuğuna kendi dilinde isim koyması yasak, okuyup yazması engellenmiş, bir halk ağaların eline bırakılmış oy kaygısıyla, üretim yok, okul yok.
Bir halk, sürekli suratlarına tükürüldüğü için, sürekli aşağılandıkları, hor görüldükleri için onu kandıran Abd ve taşeron Pkk'nın oyuncağı olmuş. Bir halk ki umudu yok.
Biz kemalistiz arkadaşlar. Kemalizm ne der hatırlayan var mı? Yurtta sulh cihanda sulh bu laf da ne yazık ki atamızın diğer lafları gibi ilkokul çocuğuna söylenir gibi anlaşılıyor. Ulan barış ama nasıl? Yasaklarla mı? Zorbalıkla mı? Yoksa demokrasi ile mi?
Acaba Mustafa Kemal hangisini tercih ederdi? Acaba Mustafa Kemal Birinci Meclis tutanaklarına geçen sözlerinde neler demişti? Hatırlayan yoksa hatırlatayım: Türk halkı Türk ve Kürt kavimlerinden oluşur. Ama şimdi rahatsız olur bizim minik kemalist görünümlü kenanist beyinciklerimiz.

Arkadaşlar ordaki Kürt vatandaşlarımızı dışlayan şu an sizin savunduğunuz yaşakçı zihniyet? Hatırla mısınız bir zamanlar Anadolu'da Mevlena adında kutsal bir atamız yaşamıştı. Ya lafını hatırlayan var mı? Gel, ne olursan ol yine gel. Veyahut Yunus Emre'yi hatırlayan var mı? Hani bir lafı vardı: Yaradılanı sevdik yaradandan ötürü. Bunu da unutmuşuz öbürler gibi.

Bırakalım girsinler meclise, bırakalım desinler ne diyeceklerse. Eğer teröristlik yapmaya kalkarlarsa, Kürt faşistliği yapmaya kalkarlarsa zaten onları kimse kurtaramaz. Foyaları ortaya çıkar işte, daha ne istiyorsunuz? Eğer kürt halkına ses olamazlarsa biterler işte daha ne istiyorsun?

Türkiye Türklerindir, Ne Mutlu Türküm Diyene, Türk halkı Türk ve Kürt kavimlerinden oluşur. Bu sözleri art arda okuyun belki bir şeyler çağrışır.

6 Mayıs 2007 Pazar

Büyük büyük büyük... Dedemiz Zamanından Kalma


Japonya'da 80 milyon yıl önce bulunan bir tür olduğu anlaşılan bir köpekbalığı bulunmuş ama bulunur bulunmaz ölmesi insana bu işin içinde bir iş var dedirtiyor.
Harun Yahya'ya selam ederim.
yurt dışından birkaç link:



5 Mayıs 2007 Cumartesi

Türkiye, Fransa: İki Seçim Arasındaki Fark

Segolene Royal ve Nicolas sarkozy'nin kafa kafaya önde gittiği biraz arkalarında Francois Bayrou'nun bulunduğu 2007 yılında yani bizdeki 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile aynı zamanlarda yapılacak olan seçimdir. Aslında bizim için çok da önemli değildir hatta umrumuzda bile değildir-medyanın aksine- ama bizim seçimlerle aynı zamana denk geldiği için bir karşılaştırma yapıyor insan ister istemez.
İlk olarak göze çarpansa onlarda adayların aylar önceden açıklanıp televizyonlarda birbirleri ile tartışmaları ve halkın kendilerini dahaiyi tanımasına olanak vermesiyken bizde adayların açıklanmasının son gününe kadar adayların açıklanmaması, gündemin sürekli bu konu ile meşgul olması ve bizdeki aday olma potansiyeli taşıyan aday adaylarının birbirlerine ilkokul çocuğu düzeyinde laf sokmaları. Her halk hakettiği gibi yönetilir sonuçta.

4 Mayıs 2007 Cuma

*Türk Devleti yani Türkiye, Selçuklu zamanında kurulmuş ve bugüne kadar gelmiştir. Aradaki sülale-saltanat ve rejim değişikleri yeni devletlere yol açmamış, devletin şekil değiştirmesini sağlamıştır sadece. Aynen Fransa'daki 4 krallık, 5 cumhuriyetin hep fransa olması gibi, ya da İngiltere'de saltanat Norman da olsa Cormwell Cumhuriyeti de olsa İngiltere'nin İngiltere olması gibi.


Şimdi asıl konumuza gelelim. Bu hareket Türk halkının 1000 yıldır yaptığı Kurtuluş savaşından sonra en büyük halk hareketidir. Evlerde olmasına alıştığımız herkes meydanlardadır. Rejimlerini korumaktadır. Ne Yavuz zamanındaki ayaklanmalar, ne 50'ler, 60'lar ve 70'lerdeki hareketler böyle değildir. Her birinde halkın uç kesimleri bu hareketlere girmişti ama bu sefer tüm halk meydanlarda. Bu unutulmamalı, tarihe tanıklık ediyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Baykal'ın Ezilmesi

Siyasi Zekasından artık iyice süphe ettiğim Deniz Baykal'ın her birkonuşması ile Rte'ye biraz daha puan kazandırdığı seçimdir. Kendipartisinden bile Rte'ye oy çıkacak böyle giderse.

Deniz Baykal konuştukça batıyor, battıkça konuşuyor. Yılların siyasetçisidir kendisi ama geçmişe bakıp feyz almayı hiç düşünmez. Ulan Rte'yi Çankaya'da görmek istemiyorsan al sana taktik desem duyar mı acaba! Öyle bir isim bulunur ki tüm toplumun saygı duyduğu, sevdiği,bu işi yapar dediği sonra da aday olması için konuşulur ikna edilebilirse de 110 milletvekili imzası ile aday yaparsın. Ha sonran'olur? 2 seçenek ortaya çıkar; ya Akp Chp'nin bu hareketi karşısında toplumu karşısına almak istemez ve yeni cumhurbaşkanı bir mutabakatla seçilir ya da her şeye rağmen Akp bildiğini okur ve toplumu karşısına almak uğruna Rte veya başka bir Akpliyi oraya gönderir, bu ihtimalde de bu topluma rağmen seçim oy kaybı olarak geri döner Akp'ye. Bu ismi bulmak kolay değil, benim aklıma rahmetli Barış Manço geldi, ama o kadarını da Chp yapabilir. Hatta bu isim Akp içinden bile güvenilir, laik rejime bağlı biri olabilir.

Rıza Türmen: "Leyla Şahin'e Kurban Olsun?" MU


Rıza Türmen Avrupa İnsan Hakları Mahkesi Büyük Dairesindeki 17 yargıçtan biri. Görev süresi bittikten sonra tekrar aday olarak gösterilmedi. Bunu yapan tabiki akp sebebi ise Leyla Şahin ile alakalı kararında Türban aleyhine görüşünü belirtmesi. Bu durumu AİHM Başkanı Jaen Paul Costa da "Türmen, verdiği kararlar nedeniyle AİHM'ye önerilmediyse çok yazık. Türkiye'deki kamusal-özel alan ayrımı saygıya değer" dedi.

Hepimiz Neyiz? Ne Kadar Irkçıyız?


Hepimiz Ermeniyiz!!! Bu slogan milliyetçilikten nemalanan çevreşeri çok rahatsız etti, çünkü seçimler yaklaşırken Türk halkının öteki ile kucaklaşması oy kaybı demek onlar için. Dediler ki "Hepimiz Türküz, Ermeni değiliz". İyi de ilkokul çocukları bile bu sloganının bir dayanışma çağrısı olduğunu anlar sen kimi kandırıyorsun. Bu toplum kendi içinde barışı yakalarsa sen yaklaşan seçimleri alamayacaksın ondan mı korkuyorsun ey şark kurnazı!
Bu ülkede insanlar ezilenlerin yanında olduğunu göstermek için "Hepimiz Filistinliyiz" diye de bağırdı, "Hepimiz Iraklıyız" diye de bağırdı, bu halk bugün de "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağırsa ne olur. O zaman sesiniz çıkmadı da şimdi neden seninz çıkıyor demezler mi insana. Sebep belli aslında Ermeniler kötüdür saplantısı. Bu da bir ırkçılık tabi. Zaten siz de faşist bir partisiniz. Sorun yok.

Türban

AİHM'nin kararı ile-ki bu yönde kararları daha önce de vermişti-insan hakları ile uzaktan yakından alakasının olmadığı belirtilen nesne. Dikkat çekmek istiyorum bu kararı "insan haklari" mahkemesi verdi. Yani insan haklarinın ne olduğu hakkında hukuksal anlamda son sözü söyleyen mahkeme. Söyleyecek başka söz yok. Türban takma özgürlüğü insan hakkı değildir; kısıtlanabilir bir siyasal haktır. Baş örtüsü ile karıştırılmaması gerekir.
Ki kaldıki aihm'nin bu kararı kamusal alan için geçerlidir, yoksa kimse sokakta türban takan bir vatandaşımızın kafasından türbanını çekip almıyor. Bu arada belirtmek de gerekir ki: türban, anneannelerimizin babaannelerimizin taktığı baş örtüsünden farklı anlamlar içerir.
1. Türbanlıların oy verdikleri partiler bellidir; ancak normal başörtüsü takanlar her partiye oy verebilir.
2. Türbanlılar üniversite önünde eylem yaparken, başörtülüler kurallara uyarak derse girerler.
3. Baş örtüsü yüzyıllardır türk toplumda varken, türban 1960lardan itibaren toplumumuza girmiştir. (°bkz: şulebaş) (°bkz: mehmet şevket eygi)

Ve Atatürk'ün bir sözü: "Bazı yerlerde bazı kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya peştemal veya buna mümasil bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanında geçen erkeklere geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mana ve medlulu nedir? Efendiler! Medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal tashihi lazımdır." Mustafa Kemal Ataturk, 30 ağustos 1925, Kastamonu

Güzelliğinden Başka Meziyeti Olmayan Kızlar

Güzellik bir meziyet midir değil midir tartışmasını bir yana bırakıp konuya girelim: Ne kadar ilginç değil mi, güzel kızların hiç de azımsanmayacak bir kısmı, hatta çoğunun tek özelliği güzel olmaları, özellikle de büyük şehirlerde yani devlet otoritesinin en yoğun olduğu yerlerde, devlet otoritesi nerden mi çıktı? Bir dakika... Güzellik onlara yetmektedir, zira hayattan çok fazla beklentileri yoktur, olanlar da sadece kendileri ile ilgilidir, nedir işte iyi bir koca, ev, araba... yani güzelliği ile kazanabileceği şeyler. Birileri "ihtiyaçlar gelişmeyi sağlar." demişti, bunu bizim güzel Türk kızları ne de keskince doğruluyor. Sorun onların neden bu kadar beklentisiz olduğu, neden hep o standartları beklediği. Acaba bunda aldığı-aslında alamadığı-eğitimin, yaşadığı-aslında sadece nefes alıp yemek yediği-toplumun hiç mi etkisi yok. Hani bu toplum, eğitim gibi konulara değinince ister istemez devlet diyesi geliyor insanın. Aslında bu kızlar yeni peydah oldular, onların anneleri, anneanneleri, teyzeleri, halaları 56'larda, 68'lerde, 78'lerde sokakta daha demokratik bir türkiye için fedakarlık yaptlar sokaklarda, meydanlarda... Ardından bizim ünlü ressam amcamız geldi ve kızlar için erkekler için memurlar için işçiler için ot için bok için standartlarını da yanında getirdi. "kız dediğin örgülü saçıyla okula gider yahu, bunlara ne oluyor netekim" dedi. işte o tarihten sonra apolitik gençlik ve onun bir alt kümesi olarak da guzelliginden baska meziyeti olmayan kizlar ortaya çıktı. Tek eksik idealsizlik.

RTE Cumhurbaşkanı Olmaz

zannımca rte bizzat cumhurbaşkanı olmayıp yerine kukla birini cumhurbaşkanı yapacaktır. Çünkü Rte cumhurbaşkanı olursa:
1) Ordunun sertleşmesinden çekinebilir.
2) Chp ve Mhp'nin meclis çoğunluğunu ele geçirerek kendisini yüce divan'a göndermesinden korkabilir.
Ayrıca bunlara rağmen cumhurbaşkanı olması durumunda:
1) Akp üzerindeki egemenliğini yitirebilir ve kısıtlı cumhurbaşkanlığı yetkilerine razı olmak durumunda kalabilir.
2) Akp rte'nin şahsından güç alan bir parti olduğu için oy kaybedecektir. Akp içinden Abdüllatif Şener, Abdullah Gül ve hatta Bülent Arınç hatta ve hatta rte'nin belirlediği bir kukla arasında liderlik için bir çekişme oluşabilir, bu da partiye oy kaybettireceği gibi partiyi bölünmenin eşiğine de getirebilir.
3) İlk seçimde ülke koalisyon hükümetlerine geri döner.
4) Cumhurbaşkanlığı yetkilerini yine de sınırlı ölçülerde kötüye kullanmayı başarabilir ve üniversitelere takunyalı rektörler atanabilir, atama yapılamayan 700 küsür makam için tek tek şeraitçıları atayabilir.

Bolu Dağı Tüneli, Hrant Dink, Seçimler


Bugün Hrant Dink'in cenazesine katılmak yerine Bolu Tünelini açmayı yeğleyen, partisine liderlik yapabilen ama Türk toplumunun lideri olmadığını bir kere daha gösteren şahıs diyor ki Bolu Dağı Tünelini açarken "Bu tünel doğu ile batı arasındaki gönül tüneli". Madem bu kadar duygusalsın, madem kültürlerin sentezine bu kadar çok önem veriyorsun neden gitmedin Hrant'ın cenazesine sorusuna verebileceği cevabı da olmayan kişidir. Fakat sebebi açıktır, seçimlere yaklaşırken milliyetçi oyları kaybetme korkusu.

Milliyetçilik mi Faşizmden çıkar Faşizm mi Milliyetçilikten?

Çoğunluğun hemfikir olduğu bir nokta vardır, o da faşizm ile milliyetçiliğin içi içe geçtiği , birbirinden ayırmanın zor olduğu gerçeğidir ki çok doğru bir tespittir. Milliyetçilik ile faşizm iç içe iki kavramdır ve aralarında bir kapsama ilişkisi vardır. Yumurta tavuk ikilemine düşürecek bir ilişki de değildir çok basittir. Milliyetçilik faşizmi kapsar. Milliyetçilik y'in çıkarını x'den üstün tutmaktır. Ve bu da yanında doğal olarak bir ayrışmayı getirir. Tanımlarken bile ayırdık. X ve y. Aynı ayrım daha keskin çizgilerle faşizm içinde de vardır. Hatta faşizm ileri gider ve x içindeki k ve s'yi de ayırır. Aymcılığın her türlüsü insanlık dışıdır diyerek ayrımcı milliyetçilik ve faşizmi boka batrdıktan sonra milliyetçiliğe bakış açıları kazandırmalıyız.
Milliyetiliğin her türlüsü kötü müdür, hiç düşünülmeye değmeyecek bir şey midir milliyetçilik? Pek tabiki düşünülmesi gerekiyor. Eğer altı oktan bir tanesi ise düşüülecek. Ve Mustafa Kemal bize milliyetçiliğin ne olduğunu anlamız için yeteri kadar temel bıraktı. Örneğin Birinci Meclis kararları yani Kurtuluş Savaşını veren meclisin kararlarından birinde Türk ulusunun Türk ve Kürt kavimlerinden oluştuğu belirtilmiştir, yine bu kararın ışığında yorumlanması gereken bir söz de "Ne Mutlu Türküm Diyene"dir *, Atatürk yine devrimler yapmış ve bu devrimleri ulaşmamız için çaba sarfettiği muasır medeniyetler seviyesi için yapmıştır ve bu yoldan sapmamız için de Türk öğün çalış güven mottosunu kafamıza kazımaya çalışmıştır. Sadece bu üç köşe taşı bile Atatürk milliyetçiliğini yorumlama şansı verir. Ki hali hazırda yorumlanmışı buradadır. Efendim şimdi Atatürk ilk meclis kararı ile Türk ulusu kavramının kapsayıcılığını, hangi asli unsurlardan meydana geldiğinin altını çok iyi çizmiş, başka bir anlayışa mahal vermeyecek şekilde. Yine bu çerçeve de kendini bizden hisseden herkesin esen olması için, refahının artması için bizden olmanın mutluluğuna deyinmiş; yine bunun için çalışmamız gerektiğini söylemiş ve bize gaz vermiş, çalış adam ol öğün demiş. Tabi bunları derken "Yurtta sulh cihanda sulh" de demiş ve kimsenin toprağında gözü olmadığını belirtmiştir. Atatürk milliyeçiliği milliyetçiliğin tüm dünya için yararlı olan tek yorumudur. Bu nedenle diğer milliyeçilik anlayışlarından farklıdır, faşizm ile uzaktan yakından alakası yoktur. birleştirici özelliği ile faşizmin ayrıştırıcılının tam karşısındadır.

3 Mayıs 2007 Perşembe

28 Şubat: Bizim Çocuklar mı, Devlet Refleksi mi?


28 Şubat. Bizim yaş grubumuzdaki Türklerin gördüğü en büyük ordu-hükümet gerilimi. Darbemidir, darbenin post giymişimidir, muhtıramıdır kısmını geçelim. Her şeye isim vermeye gerek yok. 28 şubat ordunun hükümete müdahalesidir. Yani atanmışların seçilmişlere müdahale etmesidir. Bu bakımdan meşruluğunu değerlendirirken ordu darbelerinin meşruluğunu değerlendirirken kullandığımız noktaları 28 şubat için de kullanmalıyız. Yani öncelikle, bu devleti kuran önderin de belirttiği hedef doğrultusunda olup olmadığına bakmalıyız ve kimler tarafından yapıldığı ile kime karşı yapıldığına. Zira bazen doğrultu doğru yönde olsa da kimler tarafından yapıldığı da önem kazanır, hatta kime karşı yapıldığı da.28 Şubat darbesi yapıldığı esnada ülkenin gidişatının ortaçağ karanlığı olduğu gerçeğini tartışmaya bile gerek yok.

Kimler tarafından yapıldığı çok tartışma götürür. İlerici ulusalcı ordu tarafından mı yoksa ABD yanlısı bir ordu tarafından mı? ABD'nin bu darbeden hoşnutluk duyduğunu çeşitli açıklamaları gösterdi, zira refah partisi abd karşıtı politikalar izliyordu, ırakla ticarete başlamış, libya ile görüşmüş ve iran ile doğalgaz anlaşması imzalamıştı. Aralarında başbakanlık müstaşarının da olduğu bazı kişiler abd'den tsk'ya çekilmiş bir kripto olduğunu söylediler. Nitekim Emre Kongar da bu TSK'nın 12 Eylül'de de belli olduğu üzere 27 Mayıs'taki ilerici ordu olmadığını Amerikancı bir yapıya büründüğünü ileri sürmektedir ki TSK'nın bugüne kadar ki genel duruşu da böyledir.-TSK'nın bugün AB ve ABD ile çelişen durumu ise başka bir konudur-.

Benim kanıma göre 28 Şubat müdahalesi ABD'nin de desteklediği ama TSK'nın bağımsız bir şekilde yaptığı bir müdahale olabileceği yolundadır.

Kime karşı yapıldığı ise karışıktır. Üsttek sorunun cevabına göre de değişir. Eğer ABD icazetli ise bu müdahale Refah Partisinin ABD karşıtı politikaları yüzünden olmuştur ve bu sebepten de ABD karşıtlarına yapılmış bir müdahaledir diyebiliriz. Yok eğer şeriatçılara karşı bir darbe dersek olay Türkiye'deki softalara karşı yapılmış demekte bir yanlışlık olmaz. Ama sonuçlara baktığımızda bu müdahalenin hem softa hem de ABD karşıtı olanlara karşı yapıldığı anlaşılıyor. Bir nevi İran özlemi içinde olanlara karşı.

Sonuç olarak bu müdahale meşru mu idi yoksa ABD kaynaklı ABD çocuklarının yaptığı bir darbemiydi bilemiyoruz.

Bu müdahale hakkındaki "aslında islamcılara yaradı, akp iktidar oldu" iddiasını ile kısaca açıklayacağım zira bu iddianın yersiz olduğuu açıklamaya yetmektedir. İlk olarak Refah Partisi yerine kurulan Fazilet Partisinin ilk seçimde 1. partiliten 4. partiliğe düştüğünü hatırlatmakta fayda var. Daha sonra iktidar olan AKP ise hem mazlumluğunu ön plana çıkardı, hem ülke ekonomik kriz yüzünden mevcut hükümete tepkili idi hem de RTE büyük biraderden icazet almıştı. Dolayısı ile 28 Şubat bugünkü AKP iktidarına yol açmamıştır.

2 Mayıs 2007 Çarşamba

27 Nisan Muhtırası: TSK'nın asıl amacı gerçekte ne?

27 nisan 2007 muhtirasi'nı hangi amaçla çıkardığını anlamak için beklememiz gerektiğini düşünüyorum, zira ciddi şüpheler söz konusu.eğermuhtıranın verildiği ortama bakılırsa halk tepkisini göstermiş veampuller her ne kadar bunu dikkate almamış gibi gözükseler de tümpolitikalarını etkilemişti. siyaset türkiye'de tarihinde ilk defa budenli büyük ve devamlı*bir halk hareketine muhattap oluyordu. ikincisi ve akabinde yerelleriplanlanmıştı. yani iktidar öyle ya da böyle boyun eğecekti,cumhurbaşkanını seçse bile halk sandıkta ya da meydanlarda o ampulleripatlatacaktı. insiyatif halka geçmişti ve siyaset yepyeni bir alana,gerçekten meydanlara kayıyordu ve daha demokratik bir ülke umududoğmuştu. tam bu sırada geldi tsk muhtırası, sanki tsk gericileremüdahale tekelini elinde tutmak istiyor, sanki bu şekilde elde ettiğigüvenilir kurum olma ve bundan kaynaklanan siyasi meşruluğunu devamettirmek istiyor. bu öyle bir meşruluk ki istediği gibi demokrasiyemüdahale ediyor, 10 yılda bir ona ayar verip gerektiğinde beslemiyorasıyor. işte tsk bu gücü kendi tekelinde tutmak istiyor, halkın aslındahalka ait olan gücü tskdan almasını istemiyor. muhtıra verilmesindelaiklik kaygılarından çok bu kaygılar var belki de.