20 Ocak 2007 Cumartesi

Hrant Dink: Keşke Herkes Onun Kadar Türk Olabilseydi



Kimin yaptığı aslında şu anda o kadar da ilgilendirmiyor bizi ister Ermeniler yapmış olsun, isterse Türk faşistleri. Önemli olan geldiğimiz noktanın korkutuculuğu. Türk olmayan ne varsa yok ediliyor, Trabzon'da papaz ve şimdi Hrant Dink, sırada belki de Orhan Pamuk, Yaşar Kemal...


Bu ülkedeki yanlışlıkları söyleyen herkes bir bir öldürülüyor. Türkiye'ye aşığım ama böcek küçüktür ama mide bulandırır ya, Türkiye artık bulandı. Faşist dalga artık her yeri sardı.

Türklerle birlikte yaşamayı bir şans sayardı, bu toprakları hepimizin vatanı kabul ederdi.

Akit, Vakit... Katil


31 mayıs 1995'te Akit adıyla çıkarken Gümüşhane Barosu başkanı Ali günday'ı hedef gösterip "baro terörü meclis'te" ve "hastalıklı kafalar" manşetini atmıştı. Adanalı İzzet Kıraç gümüşhane'ye geldi, 25 temmuz 1995 günü baro başkanı Ali Günday'ı silahıyla tekbir getirerek öldürdü. Akit Gazetesinin hedef göstermesinden 2 ay sonra suikast gerçekleşti. Ali Günday'ın suçu yasaları yok sayarak davalara türbanla girmek isteyen iki avukatı barodan atma kararı almış olmasıydı. 
Ahmet Taner Kışlalı 13 mayıs 1999 tarihli gazetede "yuh pişkin zorba" manşeti ile afişe edildi ve daha sonra hedef gösterildi ve 162 gün sonra öldürüldü. ve şimdi 13 şubat 2006 tarihli "işte o üyeler" manşetinden 62 gün sonra 17 mayıs 2006'da bu hain saldırı gerçekleşti. Alparaslan Arslan, Allah'ın askeri olduğunu söyleyerek Danıştay'da kurşun saçtı. Mustafa Yücel Özbilgin şehit oldu.

17 Ocak 2007 Çarşamba

İstanbul'a Vize Uygulayalım Diyebilen Zihniyet

Şimdi bakalım neden olmaz, neden saçma sapan, neden hukuk dışı hemen anlatalım, hukuku ancak bertaraf edilmesi gereken kurallar olarak gören siyasetçilerin oy aldığı bir ülkede gündeme gelebilecek bir öneri. Çok uzatmadan nedenlere geçelim:

1) Anayasamızda 23. maddede yerleşme ve seyahat hürriyeti düzenlenmiştir ve yine 13. maddeye göre anayasada belirtilen nedenlerle kısıtlanabilir diyerek kısıtlamanın sınırlarını belirtmiştir. Anayasada belirtilen sebepler dışında bu haklar kısıtlanamaz. Yani kimse istanbul çok kalabalık diyerek insanların bu hürriyetini kısıtlayamaz. ancak boş boş konuşan olursa bu da yine anayasada düzenlenen ifade özgürlüğüne girer.

2) AİHS'nin bizim de imzaladığımız 4. protokolünün 2. maddesinin 1. fıkarasına göre "Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir." Yine aynı maddenin son fıkrasında bu hakkın yasa ile kısıtlanabileceği belirtilmiştir ancak bizim anayasamıza göre bu ha sadece anayasa ile sınırlanabildiği için bu son fıkra hükmünün bizim için pratik bir değeri yoktur. Çünkü anayasa sınırlamanın sınırını anayasa ile çimiştir.

3) hadi anayasayı değiştirdiniz ki bu maddeyi değitirmenizi Anayasa Mahkemesi kesin ve net olarak iptal edeceği için önce 13. maddeyi değiştirmeniz gerekmektedir ama yine 13. maddenin değişiminin de iptal edileceği açıktır çünkü kısıtlamaların sınırını genişleten bir düzenleme anayasanın 2001'den sonra kazandığı ruhla çelişeceğinden Anayasa Mahkemesi bu değişikliğe izin vermeyecektir. Bu da demektir ki tüm anayasayı değiştirmek gerekecek. Ancak bu sayede bu kısıtlamalar konulabilir. Tabi 2007 yılında yapılacak bir anayasa ile 1982 yılında verilmiş olan hakların alınmasını halk ne kadar onaylar onu da bilmiyoruz. Fakat diyelim ki her şey oldu, yeni anaysa kabul edildi ve insanların ülke içindeki serbest dolaşım hakkı kamu yararı gerekçesi ile kısıtlandı. Bu kısıtlama ancak gelip geçici durumlar için söz konusu olabilir ve uzaması durumunda AİHM Türkiye'yi tazminat manyağı yapabilir.

4) Hadi diyelim aihm kararlarını da sallamadık ve sözleşmeye uymama kararı verdik: İstanbul'a giriş çıkışları nasıl engelleyeceksin? istanbul'a vize ile giren kişiyi süresi doldu diye İstanbul'dan sınır dışı mı edeceksin? Bütün istanbul'un çevresini dikenli tel ile mi döşeyeceksin? Kurtuluş savaşında dedelerini kaybetmiş bir halka bu topraklar için sizin dedeleriniz öldü ama ben sizi buralar almıyorum diyebilecek misin? Dersen zaten kösele gibi olan suratın hiç mi kızarmayacak?

Bu tip uygulamalar ancak her şeyin yasakçı zihniyetle çözülebildiği ülkelerde söz konusu olabilir, bu aslında kolaycılıktan gelmektedir, yasaklamak kolaydır ne de olsa. Zor olansa İstanbul'a göçü durduracak insanca yöntemleri bulmaktır. Bu da ancak insana koyun değil, oy değil insan olarak bakılabildiği zaman aklıllara gelecek. Neyse konuyu fazla uzatmadan sonuca bağlayalım. Bu tip bir uygulama yapmak için ülkeyi demir yumruk ile yönetmek ve uluslar arası hukuku da hiç takmayacak kadar kuvvetli olmak gerekir. Demokratik rejimlerde böyle bir uygulama zaten söz konusu değildir. Ha siz diyorsanız ki demokrasi araç değil amaçtır orası başka...

Süper Kahramanlar

Süper kahraman nedir sorusunu iyi cevaplamak gerekiyor. Sadece doğa üstü güçleri olan çok gelişmiş canlılar mı yoksa bunlara ek olarak gerçekten yaşamış ve imkansızı başarmış insanlarlar mı, yoksa aslında yaşamamış olsa bile ya da yaşasa da pek süper olmamasına rağmen anlatıla anlatıla efsane olmuş olanlar mı? Hakkaniyetli olmak gerekirse hepsine süper kahraman demek gerekir. Binaların üzerinden atlaıp insanların hayatını kurtaran örümcek adam da, Çin de sosyalist devleti kuran Mao Zedong da, bizim nesiller boyu anlatarak yarattığımız Battal Gazi de, Mustafa Kemal de, Batman de...
Dünyaca tanınan süper kahraman aslında süper güç olmanın göstergesidir. Tarihteki her süper güç en azından bir tane süper kahramana sahiptir, ancak süper kahraman sahibi olmanız için süper güç olmaya gerek yok pek tabi ki yerel süper kahramanlar üretelebilir... Hatta daha da ileri giderek söyleyebiliriz ki tarihin çeşitli dönemlerinde yaşayan süper kahramanlar mensup oldukları ulusun ne ile alakadar olduğunu da gösterir. Abd'yi ele alalım, ilk süper kahramanı George Washington'dur ve çok gerçek bir savaştan çıkan ulusun gerçek süper kahramanıdır. Hayatı gerçekten yaşayan insanların gerçekten yaşamış süper kahramanıdır. Örümcek adam ise abd'nin bugünki süper kahramanıdır ve sanal bir kahramandır, gerçekte yoktur ama insanlar varlığını hayal ederler, batman keza ya da ninja kaplumbağalar... Her biri hayal ürünüdür ve bugün de gerçek bir hayat yaşamayan, hayatları birer yanılsamadan ibaret olan Abd ulusunun içinde çok sempati toplamışlar ve Abd'nin bu hayalciliği dünyanın geri kalanına pompalamasıyla da türm dünyada sevilmişlerdir. Karşımıza iki kahraman ve iki abd çıkıyor. washington ve gerçek, örümcek adam ve sanal abd'ler. örümcek adamın sanallığı abd ulusunun sanallığından gelmektedir.
Gelelim Battal Gazi'ye battal gazi yaşadığı dönemde önemli işler yapmış bir akıncıyken zamanla halkın anlatımı ile efsaneye dönüşerek süper kahraman olmuş bir insandır. O kadar efsanedir ki hakkında çekilen filmlerden birinde Excaliburu bile kayadan çıkarmaya kalkmış buna da muavfak olmuştur. Battal Gazinin sebebi bugün eski günlerini özleyen halkın o günleri kutsaması, tekrar ulaşılması gereken esen günler olarak görmesidir. O yüzden bizim süper kahramanlarımız genelde geçmiştedir. Gerçek olmasalar da sanallıklarını gerçeklikleri üzerine kurduğumuz yani kısaca abarttığımız için süper kahraman olmuşlardır.
Gelelim Polat Alemdar'a. Polat Alemdar ise bugün Türk toplumunun içinde bulunduğu durumu kanıtlamak için biçilmiş kaftandır. Süper kahramınımız, hukuktan umudunu kesmiş olan, tek kurtarıcı ile işlerin düzeleceğine inanan, her şeyin zor ile çözülmesine alışmış olan ve kolay yönden köşeyi dönmek isteyen, arabeskin içine batmış, aşırı milliyetçi bir halk olarak kendisine Polat Alemdar'ı süper kahraman seçmiştir. Polat bugün Türkiye'sinin bütün özelliklerini üzerinde toplamış olan süper kahramızdır bizim. Bu yönüyle türkiye tarihini anlamak için süper kahramanlarımıza bakmak yeterli olacaktır. Kurtuluş savaşı dönemi gerçekçi, 60-70ler geçmişe özlem duyan, bugün ise hayalci ve ezilmiş bir ulus.
Demem o ki süper kahramanlar gerçekten de süperdir, özellikle bir ulusu anlamak istiyorsanız onlar bakmanız gereken ilk simgelerden biridir. Hiçbir şey nedensiz değildir ne de olsa, süper kahramanların da bir nedeni vardır.

14 Ocak 2007 Pazar

ABD Askeri Ölünce Sevinmek

Önce katilin kim olduğunu çok iyi anlamak gerekir. Abd mi yoksa askerleri mi? Bunu bilmek içinde üç bilgiye ihtiyaç duyar insan. Bunlardan birisi amerikan kültürü hakkında bilgidir; diğeri ise Abd askerlerinin tabi tutulduğu eğitim; en sonuncusu ise Irak'taki olayların münferit olaylar mı yoksa Abd askerlerinin genel olarak uyguladığı olaylar mı olduğudur. Tabi bunları yaparken Kurtlar Vadisi Irak sendromundan da kurtulmak gerekecek.
Amerikan Kültürü hakkında başlıktaki yazıyı özetlemek gerekirse, düşünme yetisini yitirmiş, yardımsever, dış dünyaya karşı ilgisiz insanlardan oluşan bir toplumun kültürüdür*.
Abd askerlerinin aldığı eğitim hakkında da genel bir kanıya ordudan ayrılan askerlerin dediklerinden anlayabiliriz ya da abd ordusu aleyhine abd'de açılan davaların konuları da anlamanızda yardımcı olabilir. Abd ordusu gönüllük esasına göre asker alır ve bu gönüllüler genelde başka iş bulamamış insanlardır. Zeka düzeylerine tekrar değinmeme gerek yok sanırım. Şimdi bu tip işsiz güçsüz ailesinin geçimi için orduya yazılan, canı pahasına para kazanmaya çalışan insanların bir de beyinlerinin yıkandığını düşünün. Her birine Iraklıların kötülük kaynağı olduğunu, cahil insanlar olduklarını anlatın sürekli. O da yetmedi tankların içine tek merkezden sürekli insanın sinirini ayakta tutracak müzikler verin. İnsanın ruhuna girin, bilinçaltını alt üst edin. Bakalım ne oluyor. Bir insan ne derece canavara dönüşüyor. Abd ordusu bunu yapıyor çünkü oradaki askerlerini motive etmenin yolunu bu olarak görüyor. Mükafat ödül sistemi ile onları öldürmeye programlıyor.
Üçüncü konuya gelirsek olayların münferiden yapılan olaylar olduğunu göreceğiz. İnsanın beyni ne kadar yıkanırsa yıkansın canavarlaşması o kadar kolay değildir. İnsanın türünü sebepsiz yere öldüremediği, buna hepimizde bulunan bir genin engel olduğu bilimsel bir gerçektir ama buna rağmen bunu yapabilenler çıkmaktadır ki bunlar da Abd ordusunun propagandasından ya çok etkilendikleri için böyle canavarlaşanlardır ya da gerçekten hasta olan insan görünümlü hayvanlardır. Her halde bütün amerikan askerleri bu tip hastalardan oluşsaydı bugün ırak'ta canlı kalmazdı.
Bütün bunları düşünmeden bir insanın ölümüne sevinmek bana çok mantıksızca, hadi lafımı esirgemeyeceğim insana yakışmayan bir hareketmiş gibi geliyor.
Türk halkı olarak sinirliyiz, hatta Abd'ye karşı kin duyuyoruz ve haklıyız da. Onlar başımıza çuval geçirdi, onlar bizi sömürdü, onlar ülkemizi bölmek istedi. Ama onlar kim? Kim olduğu hakkında herkes bir şeyler der ama onların asla ve asla oraya gönderilen coniler olmadığını hepimizin anlaması gerekiyor. Aksi takdirde hepimiz Abdlilerin sahip olamadıkları kadar yüksek zekamızı kullanmamış, kendimizi önyargılara teslim etmiş oluruz. Yani zekamıza yani kendimize ihanet etmiş oluruz. Bunun sonucu da önce rasyonalizmden uzaklaşmak sonra da giderek faşistleşmek dolayısıyla da canavarlaşmak olacaktır.
Beynimizi tiken Kurtlar Vadisi martavalından kendimizi bir an önce kurtarıp mantıklı bir şekilde, duygularımızın esiri olmadan düşünmeye başlamız gerekiyor: Hepimizin çıkarı ve geleceği için.





10 Ocak 2007 Çarşamba

Ezikliğimiz: Organizasyonumu beğenmüyör müsün?

İrdelenmesi gerekir. İrdelenince de bu organizasyonların her birinin uluslararası organizasyonlar oldukları görülür. Hani vardır ya "yüzümüzün akı ile çıkmamaız gereken organizasyon", "Türkiye'nin geldiği yeri gösteren organizasyon"... yani amaç adam gibi bir organizasyon yapmak değil Avrupalıya kendini beğendirmek, kanıtlamaktır. Düpedüz ezikliktir. 250 yıldır üzerimizden atamadığımız eziklik. Zaten aramızdan bu ezikliği olmayanları da hemen "dur sen ne bilecen adam yapıyor işte" kelamları ile bastırırz. Bir mustafa kemal atatürk çıkmış ezik olmayan aramızdan ama kendini anlatamamış ki bize ona karşı da ezik duruyoruz. Neyse konu taşıyor başka yerlere geliyor.
Biz bu dediğim kendimizi beğendirme sevdamızdan dolayı o organizasyonları pür dikkat düzenleriz. Hiçbir hata olmaması için kaynaklarımızı da akıtırız tabi o kaynakların organize edilmesi gereken yerleri hiçe sayarak; emekliye verilecek zam ile habitat düzenleriz biz.
Organizasyon olunca uluslararası olmalı zaten, yoksa Diyarbakır'daki yemek kuyruğu bir bok değildir. olsa olsa iç parçalayan bir manzaradır!!! O da organizasyon da muhattabı kendi insanın olduğu için sitine takmıyorsun be Türk evladı, Türkiye süper!* futbol ligini görmüyoruz hiçbirimiz, ülkenin en büyük spor organizasyonu ama bok götürüyor her yerini, neresine tutsak pislik fışlırıyor. Neden biliyor musunuz, biz kendi insanımıza değer vermiyoruz.
Organizasyon bir işin en iyi en düzenli olarak yapılması için, insanların amaçlarına rahatça, yorulmadan ulaşması için, hadi onları geçelim insanca ulaşabilmesi için düzenlenir. Fakat insanın değeri olmayan bir ülkede, insana değer veren anlayışın olmadığı bir ülkede organizasyonların adam gibi olmasını beklemek ahmaklıktır.
İnsana neden değer vermiyor bu toplum o çok başka bir konu.
Sezar'ın hakkı Sezar'a, arka planda neler oluyor bilmem ama, hatta belki organizasyon komitesi Türklerden bile oluşmuyor olabilir, onu da bilmem ama bir başarı var uluslarası olanlarda. Ezikliğimiz sağolsun. Bu eziklik bizi muasır yapacak.
Türkiye kendi insanına çöp kadar değer vermezken, Avrupalı insana dünyaları sunuyor, Mustafa Kemal bunu görüp yanlışlığını bile bile sırf gaz vermek için bir laf etmiş "Bir Türk tüm dünyaya bedeldir" demiş. Ama bu laf bu kadar ezik bünyede ters etki yapmış Türk faşistlerinin-ki faşizmin kaynağı ezikliktir-ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Başarılı organizasyonları hem ulusal hem uluslararası düzeyde ancak insana insan olduğu için değer verecek bilinç düzeyine geldiğimiz zaman yapabileceğiz. Bugünkiler ise birer kendini ve Avrupalıyı kandırma amacı.

8 Ocak 2007 Pazartesi

Sabih Kanadoğlu'nun 367 İddiası

Hukukun siyasete alet edilmesidir; şöyle ki:
Efendim kanun* hükümlerini yorumlarken sadece lafzına ya da amacına bakılmaz, aynı zamanda kanunun genel ruhuna da bakılır. Şimdi kanunun geneline bakmadan yorum yapmaya kalkarsak deriz ki karar yeter sayısı olmadan toplanmanın anlamı yok, bu sebeple de böyle bir yorumla karar yeter sayısı olmadan toplantı yapılamaz denilebilir ama yanlış olur.
Her şeyden önce sonraki turların neden konulduğuna bakmak lazım: ilk turlarda seçim yapılamazsa seçim kolaylaşsın diye. biraz açalım:
Meclis içtüzüğüne göre 3 tur oylamadan itibaren karar yeter sayısı salt çoğunluğa iniyor, yani toplantı yeter sayısının altına iniyor. Bu ne demektir, ilk 2 tur yapıldıktan sonra 3'te 2 çoğunluk sağlanamazsa 3 turu yap demek. Olay o kadar açık ki.
Kaldı ki anayasanın ve içtüzüğün amacı da cumhurbaşkanın kolayca seçilmesi, yoksa her turda nitelikli çoğunluk da arayabilirdi ama seçimi kolaylaştırmak, hatta mümkün hale getirmek için aramıyor; kaldı ki ilk bu ülkede cumhurbaşkanı seçilemedeği için bir darbe yaşadı ve hemen ardından cumhurbaşkanı seçimini kolaylaştırdı, yoksa yabi ki biz de isteriz tam mutabakatla seçilmiş cumhurbaşkanı ama ingilizlerin dediği gibi demokrasinin yanında yönetebilme kabiliyeti de önemlidir. Sabin Kanadoğlu bunu da gözden kaçırmış ya da uzak tutmuş.

Olayı somut olaya indirgeyelim ki daha rahat anlaşılsın:
Anayasa çoğunluğa 276 oy ile cumhurbaşkanı seçme hakkı veriyor ama bunu eğer 3'te 2'yi bulamazsan yap diyor. Fakat senin oyun 354, yani anayasaya göre cumhurbaşkanı seçebilirsin ama ilk tur için karar yeter sayısına sahip değilsin. Eğer bunu karar yeter sayısı olmadığı için toplantı da yapılamaz şeklinde yorumlarsan:
1) Normlar hiyerarşisininden habersizsin demektir. Yani hiçbir kanun hükmü, tüzük, içtüzük, yönetmelik... bir üsttekine aykırı olamaz. en üst norm da anayasa olduğuna göre hiçbiri anayasaya aykırı olamaz.
2) Azınlığa, çoğunluğu tahakküm altına alma fırsatı vermiş olursun.
Adamlar oylamaya katılıp red oyu verseler sonraki tura geçilecek ama katılmadılar diye geçilemeyecek. Olmaz böyle adaletsizlik.

Rte'nin cumhurun başı olmasını ben de istemiyorum, o da istemiyor, şu da... ama bunu engellemek için hukuku kullanmak, hele bir de bunu yapanın bir hukuçu olması çok yazık. Rte'yi gün geçtikçe daha da mazlumlaşacak onlar böyle yaptıkça.

Yok Ettiğimiz Hukuk Birgün Lazım Olabilir.

5 Ocak 2007 Cuma

Kemalizm ve Kenanizm

Kemalizm özgürlükçüdür, Kenanizm despot;


Kemalizm yapıcıdır, Kenanizm yıkıcı;

Kemalizm devrimcidir, Kenanizm statükocu;

Kemalizm laiktir, Kenanizm türk islam sentezi;

Kemalizm halkçıdır, Kenanizm elitist;

Kemalizm ulusalcıdır, Kenanizm faşist;

Kemalizm kurtuluş savaşıdır, Kenanizm 12 eylül darbesi

Kemalizm bursa nutkudur, Kenanizm andımız;

Kemalizm Mustafa Kemal'dir, Kenanizm Ressam Amca...