2 Eylül 2006 Cumartesi

Medya, İktidar: Al Gülüm Ver Gülüm

Basını da içine alan medya günümüzde 4.güç olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla medya da, yasama, yürütme ve yargı gibi özgür ve bağımsız olmalıdır. Bence basının özgürlüğü yani dar anlamıyla sansur uygulanmaması bağımsızlığından ayrı düşünülemez. Bir ülkede basın özgür bile olsa medya dışı belli grupların egemenliği altında olabilir. Bunlar 1940lar japonyasında olduğu gibi devlet destekli olabildikleri gibi bugün Türkiye'deki gibi de olabilirler. Özgür bir basın yasama ve yürütmeyi denetleyen hatta zaman zaman yargıdaki usulsüzlükleri belirleyen ve insanlara ulaştıran 4.güçtür. Basın halkın isteklerini ve tercihlerini yönlendiren yegâne güçtür bu yönüyle yasama, yürütme ve yargıdan üstündür. Bu sebeple basın özgürlüğü o ülkenin halkının özgürlüğüdür. Ama özgür olamayan basın hizmet ettiği çıkar grubunun devlet veya holding fark etmez çıkarları doğrultusunda yayın yapar ve halkı gerçeklerden uzak tutar. nitekim abd'de o zamanlar bağımsız bir gazete olan the Washington Post, watergate skandalinı ortaya çıkarmıştır. Türkiye'de ise ortaya çıkan bütün yolsuzluklar aslında birinin sahibi olduğu medya ile bir başkasını karalamasıdır. Yani karşılıklı olarak kirli çamaşırların ortaya dökülmesidir.
Türk medyasında belirli gruplar oluşmuştur: Doğan Grubu, Star Grubu, Sabah Grubu vb... bütün bu grupların başkanlarının gazetelerinden başka, holdingleri, bankaları, iştirakleri vardır, ve bu sebeple hükümetlerle yakın ilişki içersindedirler. Bu durumda her holding sahibi oyunun kurallarını kendince belirler ve anlaşılabileceği hükümeti seçtirme yoluna gider. Ne yazık ki ülkemizde bütün medya grupları istedikleri partileri iktidar yapmak için uğraşırlar. Bu partiler iktidar olduktan sonra medya ve iktidarın ilişkileri al gülüm ver gülüm boyutunda ilerler. Medya iktidarın hataları ve yolsuzlukları üzerine gitmez, iktidar medya patronuna ihaleler verir ve halk uyurken, gazeteler, televizyonlar, radyolar ve dergiler burçları, magazini, şişirilmiş futbol haberlerini verir. Halk bunları takip edip uyuşurken medya patronu aldığı ihalelerle daha zengin; iktidar eleştirilmeyerek istikrarlı(!) ve güvenilir(!) ; halk ise daha fakir olur hem maddi hem de manevi yönden. Tabi ki türkiyede de bağımsız ve özgür bir medya vardır ancak televizyon büyük sermaye gerektirdiği için televizyonu yoktur, gazetesi ise 24 ocak kararları ile gazete kâğıdının sübvansiyonu kaldırıldığı için pahalıdır. Gazete kağıdının sübvansiyonunun kaldırılması ise başlı başına bağımsız basının devlet tarafından susturulmasının kanıtıdır. 24 ocak kararından sonra bağımsız gazeteler ya satın alınmış ya da kapanmıştır. ayakta kalabilenler ise fiyatlarını arttırmak zorunda kalıp okuyucu kitlesinin büyük bölümünü yitirmişlerdir. İktidarlar bu hareketlerine bugün de devam etmektedir: yeni türk ceza yasası ile eğer değiştirilmezse hem kaldırılan hapis cezalarının geriye dönebilir, hem de basın ve yayın yolu ile işlenen suçlar kapsamında getirilen somut olmayan suç tanımları nedeniyle daha ağır, sansür gibi hiç istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu özgür ve eleştirebilen basını susturma amacının kanıtlarından biridir. şu anki iktidara baktığımızda bu korku kendini daha çok hissettiriyor, bu ortamda karikatüre dava açanlar yarın medyayı iyice susturmak isteyebilirler. bugün hiçbir holding televizyonunda ya da gazetesinde hükümet eleştirilmez ya da hükümetle ters düşülünce güdümlü bir şekilde eleştirilir. İktidarlar ve diğer kurum kuruluş ve kişiler ancak bağımsız yayın organlarında tarafsızca eleştirilebilir. bazı holding gazetelerinde çalışan ilerici ve aydın yazarlarımızı da bu şekilde değerlendiriyoruz. Türkiyede medya 4.güç olma niteliğini bazı insanların çıkarına kullanıyor olması tüm ülkenin kaderini olumsuz yönde etkiliyor ve bir türlü istediğimiz toplumsal gelişmeyi gerçekleştiremememizi açıklıyor. dün devlet eliyle uygulanan sansür bugün patron eliyle uygulanıyor. bu sayede halk uyutuluyor, insanlar televizyonda gelin kaynana programlarını izlerken, işadamları ve iktidar kendi cebini dolduruyor, kendi sistemini kuruyor.
Emperyalistler çok güçlü medyalara sahip olurlarsa satın alamayacakları adam, parti, sivil toplum kuruluşu yoktur! türkiyede her gün her saat izlemeye mecbur kaldığımız, onlarca kanalda birden oynayan "amaçlı" programlar "amaçlı" güçler tarafından yaşayış şeklimizin dönüm noktası olarak sunuluyor. Tedirginlik duyanlar ise dönüm noktasının geleneklerimizi de terk ederek parçalanmaya doğru olduğunu çok iyi biliyor. Basın, ülkede yaşayanların her türlü sorununu ve bu sorunların karşısında üretilebilecek çözüm önerilerini gündeme getirmek, tartışmak, halkla ülke yönetimi arasında köprü işlevi görmek, halkın gözü kulağı olduğu kadar ülke yönetiminin dili de olabilen bir işleyişle kişileri küreselleşen sömürgeciliğin girdabından tamamen alıkoymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, türkiye cumhuriyetinin varlığını ve birliğini korumayı amaçlayarak bir araya gelen tüm arkadaşlarımın ulusumuzun çıkarlarına hizmet eden basın-yayın araçlarının daha güçlenerek emperyalizme hizmet eden uyuşturucu basının defedilmesi özlemini paylaşıyorum.
Yukarıda belirttiğimiz bağımsız basın cılız bile olsa oldukça, holding gazetelerinde ki ilerici yazarlar oldukça ne olursa olsun bu ülkedeki aydın insanlar tükenmeyecek ve günü geldiğinde bu çıkarcı çevreleri yerlerinden kaldırıp yerlerine atatürkçü, aydın ve bu ülkeyi gerçekten seven insanları getirecektir.