30 Ocak 2006 Pazartesi

İstiklal Mahkemeleri

Devrim adından da anlaşılacağı gibi devrimdir ve demokratik amaçlar taşısa bile demokratik bir şekilde gerçekleşmez,  kan akacağı kesindir; zira kansız devrim olmaz.

İstiklal Mahkemeleri de Kemalist Devrimin kendini devam ettirebilmesi için bir gereklilikti. Demokratik miydi? Değildi; mahkeme bağımsız mıydı? Değildi. Hatta İstiklal Mahkemeleri bugün ki anlamda mahkeme bile değildi. Ancak hatırlatmak gerekiyor zaman devrimin ilk yılları, ortam gericilerin en yoğun biçimde cumhuriyeti yıkmak için uğraştıkları bir ortam. Olması gereken oldu ve İstiklal Mahkemeleri kuruldu, eğer kurulmasalardı bugün çok büyük bir ihtimalle ne Türk olduğumuzdan haberimiz olacaktı ne de demokrasiden. Şeriatla yönetilen Arap ülkeleri veya İran gibi olacaktık.

İstiklal Mahkemelerini değerlendirirken mahkemenin işleyişine ve şekline takılmaktan çok mahkemenin koruduklarına bakmak lazım. Evet o mahkemeler bağımsız değildi ve evet demokratik ve hatta ve hatta bazen adil de değildi; ancak o mahkemeler sayesinde bugün ülkede iyi kötü bir demokrasi var, laiklik var, ne kadar aksasa da yabana atılmayacak bir hukuk sistemimiz var. İstiklal Mahkemeleri devrime ve modern Türkiye'ye kattıkları yönünden değerlendirilmeli.

24 Ocak 2006 Salı

Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi


Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı yazı ile geçmişi anlatmıştır ve aslında kendi geleceğini yazmıştır. Eğer o "Kürt Dosyası" kitabını yazmasaydı devletin derin kolları belki de onu parçalamayacaktı. Bir sıkımlık kurşunumuz vardı, onu da erken harcadık...

Sesleniş 
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babalarımız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, vurulduk, asıldık… Vurulduk ey halkım unutma bizi..
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.. İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi..

Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi..
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım unutma bizi.
Kanserdik; ölüm her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım unutma bizi..
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi.
Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Kapitalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımzılığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler gizli emellerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üstleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz tam bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere. Asıldık ey halkım unutma bizi..
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.. Batı uygarlığı adına bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler: Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi..
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi. Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi..
unutma bizi…

23 Ocak 2006 Pazartesi

Türkiye Liglerindeki Yabancı Oyuncu Kontenjanı

Çek Cumhuriyeti denen bir ülke var, nüfusu 5 milyon, her kupada da başa oynayan bir ulusal takımları var, onlarca topçusu da kaliteli liglerde top oynuyor. Ha kulüp takımları başarısız derseniz doğrudur derim ama yine de bizimkilerden başarılıdırlar. Bunu nasıl başardılar? Sınırsız yabancı ile mi? Hayır, yatırım ile, alt yapı ile. Türkiye 70 milyonluk dev bir ülke, nüfusunun çoğu genç, ayrıca da Çek Cumhuriyetinden zenginiz. Şimdi sormak lazım biz kendi futbolcumuzu yetiştiremez miyiz? Türkiye liglerinde yabancı oyuncu sınırı olmasın tamam. Fakat bu adını sanını bilmediğimiz, kalitesiz topçuların Türkiye'ye gelip gençlerimizin önünü tıkamasına yol açacaktır. O zaman öyle bir sistem kurulmalı ki hem isteyen klüp istediği kadar yabancı alsın hem de bu yabancılar kaliteli olsun. Olması gereken şu, isteyen kulüp ülkesinin ulusal takımında belli bir yüzde ile oynayan-mesela ingilizse %20 yeter ama makedonsa %70 olsun-, kulübünde sürekli yedek kalmayan-istisnalar olacaktır-, birinci ligde oynayan, duruma göre yaş sınırına uyan yabancıları transfer etmek serbest olsun, bütün bunlar olurken her klüp 18 kişilik kadrosuna en az 3 alt yapıdan oyuncu alsın. Bu hem futbol piyasasının daha normal rakamlarla dönmesini sağlar hem de ülkeye kaliteli yabancıların gelmesini sağlar. Şu da bir gerçek ki Türk kulüpleri Avrupalı benzerleri kadar çok gelire sahip değil o yüzden İngiliz sistemini de uygulamamız doğru olmaz ama 2 yabancının şimdiki gibi alınmasına izin verilebilir mesela, diğerleri yukarıdaki koşullara tabi olur. Adam Smith yüzyıllar önce bu tip yasakların o ülkedeki ekonomiyi ve toplumu olumsuz etkilediğini savunmuştu. Bu teori ışığında yabancı sınırı serbest olmalı; ancak sadece serbestlik sadece yeterli özellikleri taşıyan futbolcular için geçerli olmalı.

20 Ocak 2006 Cuma

Kamusal Alan

Aslına bakılırsa yetersiz bir tanım. Kapsamı hakkında doktrinde bir görüş birliği yoktur. Ancak Türkiye için genel olarak, devlet daireleri kamusal alan sayılabilir, bu durumda bir sorun daha ortaya çıkyor: bu kamusal alanlardaki sınırlandırmaya kamusal alanda hizmet verenler mi, hizmet alanlar mı, yoksa her ikisi de mi uyacak? İstisnalar hariç tutulmakla birlikte Türkiye'de bu kamusal alan kuralları, kamusal alanda hizmet verenler için getirilmiştir. bu konuda ki en önemli istisna üniversitelerdedir. Hukuk devletindeki her hukuki istisna haklı bir gerekçeye dayandırılır. Türkiye'de de bu haklı gerekçe türbanın siyasi bir simge olmasıdır. Bu şekilde üniversiteler de hizmet alanlar da kamusal alanın kurallarına uymak zorundadır. AİHM  belirttiği gibi devlet uluslararası hukuk kurallarına ve insan haklarına aykırı olmayan her kuralı koymakta özgürdür. Ve yine başka bir kararında belirttiği gibi üniversitelerde türban yasağı insan haklarına aykırı bir uygulama değildir.


19 Ocak 2006 Perşembe

Kapitalizm

Emekçinin ürettigi 10 birimlik malın 1 birimini aldığı, sermaye sahibininse maliyetler çıktıktan sonra 10 birimlik üretimin 7-8 birimini aldığı sistem. Bu sistemde ürettiğini alamayan insan zamanla kendine yabancılaşacaktır. Adı gereği sonunda bütün sermaye tek elde toplanacaktır. Her şey gibi bunun da sonu vardır. Fakat neye evrilerek ya da ne tarafından devrilerek?


Kaos Teorisi

Pasifikte kanat çırpan kelebeğin Amerika'da kasırgaya yol açabilmesi şeklinde açıklayabileceğimiz teori. Bence buna Cengiz Han'in bir şiiri de örnek verilebilir.

Bir civi kayboldugu icin bir nal kayboldu
Bir nal kayboldugu icin bir at kayboldu
Bir at kayboldugu icin bir atli kayboldu
Bir atli kayboldugu icin bir haber kayboldu
Bir haber kayboldugu icin bir savas kaybedildi
ve bir savas kaybedildigi icin bir krallik yokoldu

Ulusal Atatürkçü Düşünce Toplulukları Çalistayı

11-13 Nisan 2005 tarihlerinde Malatya'da toplanan çalistay. Ulusal bir örgutlenme fikri tartisilmis ancak sonuç çıkmamıştır. Yine de iyi bir baslangıç olmustur. Aşağıdaki sonuç bildirgesidir. Rauf Denktaş, Metin Aydoğan, Osman Pamukoğlu, Suna Tanaltay, Erdogan Tanaltay, Tufan Türenç ve Pınar Türenç konuşmacı olarak katılmışlardır.
İnönü Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu öncülüğünde Türkiye'den ve KKTC'den 37 universiteden 271 ogrencinin katilimiyla Türkiye'de ilk kez Atatürkçü genclik bir araya gelerek, sonuçlari ve tespitleri oldukca önemli olan bir çalıştay gerceklestirmistir. Bu çalistayla Atatürkçü Düşünce Topluluklari/Kulüpleri olarak yeni görevlerimizi tartışmış ve aşagıdaki kararlari almis bulunuyoruz: 
1. Ülkemizin merkezinde bulundugu bölge, stratejik ve politik acidan dunyanin da merkezindedir.ekonomik ve siyasi onemiyle bolge cografyamiz gecmiste oldugu gibi bugunde dunyanin gelecegini tayin edecek kadar belirleyicidir. bu nedenle bu bolge buyuk dunya guclerinin gecmiste oldugu gibi bugunde cok yakin ilgi alani icerisindedir. hatta bu bolgedeki bazi ulkeler buyuk dunya gucleri acikca isgal edilebilmistir. kuzey irakta ki yasanan gelismeler ile ulkemizin cografyasinin degistirilmesine asla izin verilemez. 
2. AB'nin bazi talepleri ve AB üye ülkelerin temsilcilerin söylemleri bekleme odasinda yerine getirilmesi gereken kosullar olarak öne surulen insan haklari, basin-yayin özgurlugu, bilim ve teknolojide ilerleme, eğitim, saglik ve kadin haklari alanlarinda gelismelerin saglanmasi icin somut adimlar atilmistir. Ancak AB üye ülkeleri tarafindan ülkemizin kurucu unsurlari azinlik olarak görülmekte ve ülkemizde etnik milliyetcilik, mezhepcilik, tarikatcilik, kültürel yozlaşma ve bireyselcilik olusturulmaya çalisilmakta ve ulusal değerlerimiz hiçe sayılmaktadir. Bununla da yetinmeyip, sözde Ermeni Soykirimi iddialariyla ülkemize haksız ithamlar yapilmaktadir. Ayrica AB müzakerelerine ön sart olarak ordumuzun adadan çıkartılarak adanin Rumlara teslimi istenmektedir. Çalistayimiz bu milli davamizin önderi KKTC Cumhurbaskani Sayin Rauf Denktaş'ı yürekten desteklemektedir. 
3. Ulusal ekonomimiz, imf dayatmalariyla, özellestirme ve tahkim yasalariyla büyük kısmı üretime yönelik olmayan yabancı sermayenin sınırsız hareket serbestisiyle emperyalist politikalarin baskısı altındadir. Tarım, hayvancılık, sanayi sektöründe ve maden kaynaklarımızın işletilmesi konusunda etkin ve yeterli bir politika uygulanmamıştır. İşsizlik yaşam standartlarının düşmesi ve gelir dağılımındaki dengesizliğin artması, ekonomimizin en büyük sorunlarindandır. 
4. Basin-Medya kuruluşlarinin coğu, halkın bilinçlendirilmesi yönünde tarafsız ve aydınlatıcı değil, çokuluslu şirketlerin, emperyal güçlerin etkisi altındaki hükümetin ve medya patronlarının sözcüsü durumuna gelmiştir. Oysa ki; Atatürk "basin ulusun ortak sesidir. Bir güç, bir okul, bir yol göstericidir." demistir. Bu noktada halkimiza butun gercekleri gosterecek ve kulturel alanda onlarin egitilmesini saglayacak ulusal medyaya ihtiyac vardir. 
5. Devletin ve ozel sahislarin bazi okullarinda ilk ve orta ogretimde, laiklik karsiti bir egitim ve ogretim ile cumhuriyet karsiti kusaklar yetistirilmektedir. ote yandan hukumetlerin universitelere ve bilime gereken onemi vermeyisi ve okuyan genclerin yeterince istihdam edilememesi; ozellikle son yillarda buyuk bir beyin ve emek gocune yol acmistir. gencligin beklentilerini karsilayacak bilim ve egitim politikalari acilen gerekmektedir. biz ataturk gencligi olarak; yuce onder ataturkun kurdugu ve biz turk gencligine emanet ettigi cumhuriyetimizi basta laiklik olmak uzere temel niteliklerini, uniter devlet ve toplum yapimizi ve tam bagimsizligimizi koruyarak, akil ve bilimin rehberliginde cagdas uygarliga ulasma yolunda her tur ozveriyi, calismayi ve mucadeleyi vermek azim ve kararliligindayiz. ulusumuzun kurtulus savasinda gosterdigi kararliligi, bugun her zamankinden daha fazla yureklerimizde duyuyor ve kamuoyuna ilan ediyoruz ki; "Hiç kimsenin suphesi olmasin, turk gencligi, bir zamanlar canakkale de, inonu de, sakarya ve dumlupinar da ulusumuzun vermis oldugu bagimsizlik ve kurtulus mucadelesini yeri ve zamani geldiginde, bir kez daha vermekten asla geri durmayacaktir."yuce ataturk! turk gencligi, emanetinin bekcisidir. Ne senden, vazgeceriz ne de eserinden... Katılan Üniversiteler:

İnönü Üniversitesi
Kirikkale Üniversitesi
Akdeniz Üniversitesi
Ankara Üniversitesi(hukuk fak.)
Ankara Üniversitesi (dil tarih cografyasi fakultesi)
Ankara Üniversitesi (siyasal bilgiler)
Ankara Üniversitesi (fen fakultesi)
Ankara Üniversitesi(eğitim fakültesi)
Bahcesehir Üniversitesi
Baskent universitesi
Osmangazi universitesi
Ege universitesi
İstanbul Bilgi Üniversitesi
18 Mart Üniversitesi
Pamukkale Üniversitesi
Mugla Üniversitesi
Dokuz Eylul Üniversitesi
Selçuk universitesi
Hacettepe universitesi
19 mayis universitesi
Süleyman demirel universitesi
Çukurova universitesi
Abant izzet baysal universitesi
Gaziosmanpasa universitesi
Mersin Üniversitesi
Mustafa kemal universitesi
Anadolu universitesi
Işık universitesi
Gaziantep universitesi
Gazi universitesi (muhendislik)
Gazi universitesi (iktisat)
Adnan menderes universitesi
Marmara universitesi
Yüzüncü Yıl universitesi
Atatürk Üniversitesi
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi
Kadir Has Üniversitesi
İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi


18 Ocak 2006 Çarşamba

Bursa Nutku

Nutkun Metni

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Bursa Nutku Hakkında Bilgiler

Mustafa Kemal Atatürk'ün, 5 Şubat 1933 günü Bursa'da yaptığı "iddia edilen" konuşmadır.

Şubat 1933'ün ilk günlerinde Bursa Ulucami'de toplanan 100 kadar kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...". Atatürk'ün hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kestiği ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.

Bu konuşmayla ilgili olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yorumu yapar: "Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile 'zaaf' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlardan kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine 'sınırsız' bir güven besleyen, böylesine 'çek' veren, gençliği böylesine 'son çare' olarak gören bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır."

Bursa Nutku Üzerine Tartışmalar

Farklı görüşlere sahip kaynaklar bu nutkun gerçek olamayacağını açıklamıştır. Bunu savunanların genel tezi "Atatürk'ün gençleri anarşiye teşvik etmesinin hiçbir mantığı olmadığı" yönündedir.

Bursa Nutku'nun uydurma olduğunu savunanlardan biri olan Tarihçi Mustafa Armağan, bir makalesinde şunları yazmaktadır:

Hadisenin ceryan ettiği günlerde basında tek kelimeyle olsun söz edilmeyen -ki o zamanlar Atatürk'ün her sözü anında zaptedilirdi- bu nutku, yaklaşık 15 kişi olduğunu bildiğimiz toplantıya katılan zevat da yalanlar (mesela Kılıç Ali ile Yusuf Hikmet Bayur). Katılanların yalanladıkları, nöbetçi defterinde kaydı bulunmayan, gazetelerde esamisi okunmayan, Anadolu Ajansı'ndaki beyanatta zikri geçmeyen bu nutkun Atatürk'e ait olması mümkün değildir. Hatta bazılarına göre, Stalin'in Komünist Gençliğe Hitabı'ndan alınıp Atatürk'e yamanmıştır.

Sonradan Bursa Nutku adıyla meşhur olacak bu metin ilk kez 1947'de Rıza Rüşen Yücer'in Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra adlı kitabında görülürse de, Celal Bayar tarafından 1949'da İzmir'de yapılan II. DP Büyük Kongresi'nde okutulmasına kadar yine kimsenin ilgisini çekmez. Bayar'ın menfaatlerine bir eldiven gibi uymaktadır. Nutuk'ta 'Madem gerici CHP'yi adalet durdurmuyor, o halde gençlik yönetime el koymalıdır' mesajı bağırmaktadır. Ne var ki, nutku alkışlayan DP'liler, hasımlarının eline ne denli tehlikeli bir silah uzattıklarının farkında değillerdir.

9 yıl sonra bu defa CHP yanlısı Ulus gazetesine basılmış olarak görürüz onu. Bu defa amaç, DP'yi tehdittir. 'Gençlik, iktidara rağmen kanun-nizam dinlemeden rejimi korumak adına idareye el koyacaktır' mesajı çınlar. Tartışma alevlenince Cumhuriyet Savcısı Ulus gazetesi hakkında soruşturma açar. DP'nin bu nutku daha önce okuttuğunun ortaya çıkması üzerine ise Menderes'in baskısıyla savcılık takipsizlik kararı verir ve hadise kapanmış görünür. Ancak bir kere kılıfından çıkan silah belden bele dolaşmaya kararlıdır.

1975 yılında Cafer Tanrıverdi tarafından yazılı metin olarak halka dağıtıldı. Bursa Nutku, bu defa savcılığa verilmekle kalmadı; ağır cezalık oldu Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yürütülen davada, bilirkişiye başvuruldu. Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Enver Ziya Karal ve Öğretim Üyesi Sami N. Özerdim mahkemeye Bursa Nutku metninin Atatürk'e ait olduğuna dair görüş ve belge sundular Mahkeme de, bilirkişinin görüşü paralelinde karar aldı ve böylece Bursa Nutku'nun Atatürk'e aitliği yasal kesinlik kazandı.

kaynak: vikipedi

Aslında Atatürk'ün Bursa'da bu nutku verip vermemesi değil olay, olay bu nutka uyabilmekte. Kim dediyse çok doğru demiş zira. İlla Atatürk üzerinden üzerinden gidilmek durumunda kalınmamalı haklı olmak için.

Devletin Oluşumu

Siyasi bakımdan örgütlenmiş bir topluluk olduğu kadar, belli bir nüfusa ve toprak parçası üzerinde kontrol iradesine sahip siyasal kurum anlamına gelen devlet, yurttaşların bireysel ve ortaklaşa haklarını korunması ihtiyacından doğmuştur. tarihsel süreç içerisinde bu sözleşme birden olmamıştır ve sınıflar arasında bir uzlaşmayla olmuştur; ama bu uzlaşma hiç bir zaman tam sağlanamıdığından, bu günde devletler hala nihai şekil ve amaçlarına ulaşamamışlardır. Devletin ilk oluşumunda yani devlet öncesi ilkel kominal toplumlar zamanında üreten, tarımcı, yerleşik kabilelerde tüketen, savaşçı, göçebe kabileler zamanında sözleşme oluşmaya başladı. Göçebe kabileler, yerleşik kabileler üzerine yaptıkları akınlardan elde ettikleriyle, yerleşik kabileler ise tarımsal üretimden elde ettikleriyle geçiniyorlardı. Tarihsel süreç içerisinde göçebe kabilelerin yaptığı akınlar yüzünden yerleşik kabilelerin sayısı, nüfusu ve dolayısıyla üretimleri azaldı. böylece eskiden yağmaladıkları köyleri yok eden ve insanları öldüren savaşçı kabileler sadece yağma ile yetinmeye başladılar. bu yağma zamanla periyodik bir hale dönüşüp bugünkü verginin ilk örneğini oluşturdu. yani tarımcı kabile savaşçı kabileye kendine saldırmaması için haraç ödemeye başladı. tarımcı kabilenin bu fonksiyonuna devam edebilmesi için yaşaması ve tarıma devam etmesine yetecek kadar ürün gerekiyordu. ama bir tarımcı kabileye birden çok göçebe kabile dadanınca yine tarımcı kabilelerin üretimi azaldı bu yüzden sistem devrilmeye devam etti. bu süreçte savaşçı kabileler ile tarımcı kabileler arasında anlaşmalar yapılmaya başlandı. savaşçı kabileler anlaştıkları tarımcı kabileleri korumaya başladılar. bu şekilde zamanla köylere yerleştiler. köyde konaklamaları nedeniyle yağmacı kabileler de yerleşik hale geldi. yerleşik hale gelen savaşçı kabileler süreç içinde askeri sınıfı oluşturmaya başladı. şiddet uygulama yetkisini kendi tekelinde toplayan savaşçı kabileler köyün yönetimini de o güne kadar köyü yöneten rahiplerden baskı yolu ile aldılar ve iktidarı için gerekli olan kurumları zamanla oluşturdular. böylece ilk devletler doğdu. bunlar askeri diktadörlüklerdi."

Şeklinde bir tanım yapmıştım 2 sene önce ama bu fikir artı değer teorine ve üretimi çok olanın kazanacağı gerçeğine aykırı idi. Bir yerlerde bu tip bir yazı gören okumasın saçmalıktır diyip geçsin. Ben doğrusunu yakında yazarım. Jared Diamond çok fena bir adammış.

Memleket


Samsun sahil kenti olması ve kozmopolit bir nüfusa sahip olması sebebiyle kendi boyutlarındaki birçok Türkiye kentinden daha fazla olanağı barındırır, daha gelişmiştir. Kent merkezi aşağı yukarı 400000 kişiyi ağırlar. Samsun'un bu özelliklerini yeni fark ettim, nüfus hariç tabi. Havası nemli; hatunları taştır, Termeli Amazonlara çekmişlerdir belki. Eskiden Amisos derlermiş buralara.