10 Kasım 2009 Salı

10 Kasım

Her ne kadar takipçisi olduklarını iddia edenler, izindekiler ona ihanet ediyorlarsa da üzerinde yaşadığımız toprakların bu şekle gelmesini sağladığı için kendisine müteşşekirim. Türkiye'de yaşam insanın başına gelebilecek en güzel şey olmasa da bugünün temeline en büyük harcı kattığı için onu saygıyla anıyorum.

09 Ekim 2009 Cuma

Kuryenet Kepazeliği

Kargo hizmeti verdiğini iddia eden bir şirketin bir kredi kartını 1,5 ay boyunca sahibine ulaştıramaması karşısında hala kendisine kuryenet demesi ciddi anlamda komik.
Bu şirket yoluyla tarafıma ulaşmasını beklediğim kart bir türlü elime ulaşmadığı gibi çağrı merkezleri çalışmıyor. Büro numaralarını internette yayınlamıyorlar. Bankadan aldığınız numaraya cevap veren olmuyor. En sonunda başka bir kargo şirketinin çalışanından büro adreslerini buldum. Fakat büroda teslim yapamadıklarını bildirdi bu süper ilkeli kuruluş. Ertesi gün teslimatın yapılacağına söz verdiler. Teslimat yapılmadığı için ertesi gün aradığımda kartın merkeze iade edildiğini öğrendim. Artık tek çare elime hiç ulaşmayan kartı iptal ettirmek. Bu arada kuryenet aleyhine de Tüketici Hakları Hakem Heyetine şikayette bulunacağım.
Şirketin çağrı merkezi yok, internet sitesinden kurye takibi sistemi yok, kargoyu teslim bile edemiyorlar.

04 Ekim 2009 Pazar

Worldmapper

Leverhulme Trust Projesi desteğiyle yapılan bilimsel araştırmalar sonucu çeşitli parametrelerle
dünya haritaları tekrar grafiğe dökülüyor. Worldmapper'dan binlerce haritaya ulaşmak mümkün.
Örneğin aşağıdaki haritada dünya nüfus yoğunlu parametre olarak alınmış ve bu harita oluşmuş:

Bu da Türkiye nüfus yoğunluğu haritası:
Sitede hemen her konu ile alakalı haritalara ulaşılabilir. Tarım üretiminden, ulaşım araçları kullanım çeşitlerine,
GSMH’den hizmetler sektörüne kadar. Küresel haritaların yanında ülke düzeyinde hazırlanmış haritalar da mevcut.
Proje Sheffield Üniversitesi tarafından yürütülüyor.

24 Eylül 2009 Perşembe

Unesco Nedir, Unesco Genel Direktörü Olmak Ne Kadar Önemlidir?

Küçük çapta da olsa bir yerler yerinden oynadı Zülfü Livaneli Türkiye tarafından Unesco Genel Direktörlüğüne aday gösterilmeyip de Bulgaristan Paris Büyükelçisi Irina Gueorguieva bu koltuğa seçilince. Türkiye büyük bir fırsatı kaçırmış bazılarına göre.
Önce Unesco nedir, foksyonu nedir bir fikre sahip olmak lazım. Unesco Türkçe açılımıyla "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı" adı üzerinde küresel ve yerel ölçekte adının içerdiği alanlarda programlar üreten, gündem yaratmaya çalışan, her yılı belli bir konuya atfeden yararlı bir kurum. İlgilendiği konular itibarıyle de uluslarüstü bir işleyiş tarzına sahip olması gerekiyor. Fakat Can Dündar yazısında aktardığı üzere Zülfü Livaneli Türkiye tarafından bu koltuğa aday gösterilmemesinin çok büyük bir fırsat kaybı olduğunu dillendiriyor. Hala anlamış değilim nasıl bir fırsat kaybıdır bu. Zülfü Livaneli olsaydı Genel Direktör, Unesco bir kültür, bilim ve eğitim teşkilatı olarak Türkiye lehine ne yapabilirdi ki ilerde değineceğimiz üzere Mısır ve Arap Dünyasıyla ilişkilerimizin gerilmesinden daha önemli? Ya da Zülfü Livaneli'nin böyle bir kurumun başında tarafgir davranışlara girmesi ne kadar etik olurdu?
Tabi bu kadar olayın kopmasına bir neden olmalı ki o da şu: Unesco Genel Sekreterliği oluşan uluslararası teamüle göre kültürel alalar arasında el değiştiriyor. Bir dönem Araplar, bir dönem Uzak Doğulular, bir dönem İskandinavlar vs. Buna güvenen Araplar da Yasemin Çongar'ın yazısında belirtiği üzere Mübarek rejiminin demir başlarından biri olan ve yıllarını, Mısır-İsrail ilişkilerinin normalleşmesine karşı çıkmakla, Yahudi kültürüne açılmasının Mısır için tehlikeli olacağını savunmakla geçiren, Mısır Parlementosunda "Mısır kütüphanelerinde İsrail’e ait kitap bulursam kendi ellerimle yakarım" diyebilen Faruk Hüsnü'yü aday gösterdi. Bu duruma bence gayet doğal ve doğru olarak birçok ülke karşı çıktı. Karşı çıkan ülkelerden biri de ABD idi ve neden başka bir Arap aday üzerinde anlaşmak istemeden direk olarak Zülfü Livaneli adını öne sürdüğünü anlamasam da Arap olmasa da Müslüman bir kültürden gelen bir Türkü aday göstertmek ve Arap ülkelerinin oylarını bölerek Faruk Hüsnü'nün Unesco Genel Direktörlüğü koltuğuna oturmasını engellemek istedi. Türkiye ise uluslararası teamüllere bağlı kalmayı tercih ederek Arapların gösterdiği adayı destekleyeceğini belirtti. Tartışma hükümetin bu tavrından kaynaklanıyor.
Aslında bu durum Cumhuriyet döneminin genel dış politikasına sağdık kalmak anlamına da geliyor. Türkiye Cumhuriyet Dönemi boyunca hayati boyutta dahi olsa her zaman yaptığı eylemlerin uluslararası meşruiyetini sağlamak, teamüllere sadık kalmak istemiştir. Hatay'ın Türkiye'ye katılması, Kıbrıs Operasyonu, PKK operasyonları bunlara dahildir.
Yine düşünmek gerekir ki Türkiye Orta Doğu'da aktif bir politika izlemeye çalışırken Mısır'ı ve Arap Dünyasının genelini karşısına almayı, ilişkilerini germeyi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Genel Kordinatörlüğü koltuğuna bir vatandaşını oturtmayı göze almalı mıdır?
Bence bütün Orta Doğu politikamızı etkileyecek dahi olsa Unesco gibi şerefli bir kurumun başına böyle bir insanın gelmesini engellemek adına Türkiye Zülfü Livaneli'yi aday göstermeliydi. Fakat aksi bir pozisyon alması büyük bir fırsat kaybı mıdır? Bence hiç de değil. Eminim ki CHP içinden AKP'yi İslamcılıkla, Arapçılıkla, bir Arab'ı Türk'e tercih etmekle suçlayanlar çıkacaktır. Onları dikkate almamak gerekir.
Neyseki sonuçta Unesco Gnel Kordinatörlüğü koltuna o koltuğa yakışmayan aday oturamadı. Yerine Irina Gueorguieva seçildi.
Şimdi bakalım Bulgaristan yakaladığı bu büyük! fırsatı nasıl kullanacak?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Kürt Açılımının Toplumsal Taban Darlığı

Genç bir kız ağlayarak TSK Genelkurmay Başkanı'na sarılıyor ve ağlayarak Kürt Açılımından korktuğunu bölünmek istemediğini söylüyor. Şimdi kendimi bu kızla dalga geçmemek için zor tutmakla beraber bu kızı bu hale getiren bilgi kirliliğine değinmem gerekiyor.

Bu kız kim: Büyük ihtimalle Büyükşehrin Refah içinde yaşayan kesimine mensup, ortalama bir zekaya sahip, üniversite öğrencisi ya da mezunu bir karakter. En büyük korkularıı ülkeye Şeriat gelmesi ve ülkenin bölünmesi.

Bu korkuları duymakta da haklı aslında fakat Kürt Açılımı dene gelişmelerin ülkeyi böleceğine nasıl ikna olmuş, asıl soru bu.
Bu devlet doğusundaki savaşı meşru kılmak, halk desteğini arkasına almak için o kadar çok uğraş verdi ki sonunda Kürt kelimesi ile bölünmenin eş anlama geldiğini sanan bir nesil yetişti. Bunu hala daha körüklüyor TSK. Televizyonlardan operasyon görüntülerimi mi yayınlanmadı, kimin yaktığı belli olmayan köyler PKK tarafından yakılmışcasına gösterilerek propaganda mı yapılmadı, bu ülkenin yazarları mı meçhul faillere öldürtülmedi...
Kürt Açılımı konusunda halk desteğinin sağlanması olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır oksa bu açılım bugüne kadar tam anlamıyla oluşmamış bir Türk-Kürt Halkı bölünmesine yol açabilir. Öncelikle toplum ikna edilmeli bu köklü reformlara, ardından korkusuzca reformlar gerçekleştirilmeli. Ülke bu yolla çok daha sağlam bir birliğe kavuşabilir.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Beşiktaş ve Gaziantepspor

Ayhan Akman, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman, İsmail Köybaşı ve Tabata. Verdiği futbolculara karşılık Beşiktaş hisselerini satın almaya kalksaydı Gaziantepspor bugün Beşiktaş'ın sahibi herhalde Gaziantepspor olurdu.

28 Ağustos 2009 Cuma

Efes World Cup 8

Avrupa Şampiyonası öncesi Efes World Cup da aslında European Cup gibi oluyor. Avrupa dışından takım yoktu. Gönül bir Arjantin, Brezilya, Avustralya isterdi. Olsun yine de gittik, salonda yerimizi almaya çalıştık.
Evet yerimizi almaya çalıştık. Biletler blok, sıra ve koltuk numaralı olarak satıldığı için 1 hafta önceden biletimizi aldık fakat ilk gün organizasyondan sorumlu olanlar bu işi kotaramayınca ikinci gün gördük ki biletlerde sıra numarası yazan yerler girişte yırtııyor ve içeride de koltuklara sadece blok esasına göre oturulacağı yazıyor. Yani neymiş Efes World Cup'da sapına kadar yerli bir organizasyonla karşı karşıyayız. Tabi benim için hayaldi maça 10 dakika kala gelip yerimi alıp maçımı sorunsuz izlemek. Hayal olarak kaldı.
Takımlar henüz hazır değiller, fakat zaman zaman tempo yükseldiğinde kaliteli oyuncular farklarını belli ediyorlar. Letonya'da Biedrins kendini Britanya maçının belirli anlarında gösterdi. Kambala 34 numaralı formayla iyi nostalji yaptı, saçlarını uzatması daha uysal bir görünüme sokmuş onu.
Türkiye'de Hidayet yorgun gözüküyor. 100 maç üzeri NBA maçı oynayıp gelmek tabi problem. Hido belki de takımın ihtiyacı olduğu anlarda oyuna girerek takımı ayağa kaldıran isim olmalı. Bana Şampiyona başlayana kadar kendisini toparlayabilir gibi gelmedi.
Oğuz Savaş'ın bu takımda ne işi var anlayamıyorum. Kaya ve Ermal'ın hangisinden daha iyi acaba? Hatta Mehmet ya da Mirsad bile çağrılsa Oğuz Savaş'tan daha yararlı olurlardı takıma. Mehmet ve Mirsad kötü oyuncu oldukları için değil başka sebeplerden ötürü takımda olmasınlar istiyorum bu arada. Yoksa mücadele edebilen,itiş kakıştan kaçmayan bir Mehmet ile çenesini tutabilen bir Mirsad'a her zaman yer olmalı bu takımda.
Okulaja ve Nowitzki'siz bir Almanya'yı yenememek çok ciddi sorun. Femerling oyuna girdiği dakikalarda Milli Takım sayı bulmakta zorlandı, bu da zaten pota altı rotasyonumuzun zayıflığını gösteriyor.
Tanjevic yine sürekli oyuncu değiştirerek takımın bir ivme yakalamasını önlüyor. Bu istediğini belki kulüp takımlarında yapabilir fakat milli takım oyuncuların beraber oynadığı maç sayısının azlığı yüzünden sürekli oyuncu değiştirilmesi takımı bozuyor. Zaten bunu dile getiren Kaya Peker'de artık kadroda değil.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Caprica

Cylonların kendilerini üreten insanların tanrıları yerine neden tek tanrılı bir inanca sahip olduklarının cevabını ilk bölümden vermeleriyle daha ilk bölümden ağza bal çalarak merak katsayımızı arttırdılar. Kimbilir daha nelere cevap verecek bu dizi.
Aslında Battlestar Galactica kadar ilgimi çekeceğini düşünmemiştim fakat konu farklı bir eksende geliştiğinden 58 yıl önce başlamasının handikapına sahip değil.
Starbuck'ın boşluğunun izleyicilerde yaratacağı yerine birini koyma isteğine yapımcılar ne cevap verecek merakla bekliyorum. İlk bölümden bir Starbuck adayı gözükmedi. Belki en önemli ve en çekici karakterdi fakat yeni düzüde muadili bir karakter olmak zorunda değil.
Başka bir merakım da Tom Zarek. Dizinin ilerleyen yılları olacaksa eğer Tom Zarek de olmak zorunda. Konuyla bağını nasıl kurarlar bilemiyorum fakat bir şeklde kursunlar. Evet Starbuck'tan daha çok ilgimi çeken bir karakter.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Amatör Liglerde 30 Yaş Yasağı

TFF'nin aldığı bir kararla artık 3. lig ve amatör liglerde 30 yaş üstü futbolcular oynayamayacak. Kararın detaylarını bilmiyorum fakat bu durum hem futbolumuz açısından hem de bu insanların meslekleri açısından çok zararları olacak bence.
30 yaşında isen ve 2. ligde oynayacak kadar yeteneğin, kuvvetin, çevren yoksa artık futbol oynama diyor TFF. Git ne yaparsan yap!
Bir yandan da 30 yaş altı bir lig kurulduğunda bu ligden seri üretim gini genç yeteneklerin çıkmasını umuyor olmalı. Sanmıyorum ki bu kısıtlama altında kulüpler 30 yaş üstü oyuncu yerine 18 yaşındaki oyuncuyu koysunlar. Yine 25-30 yaş arası oyuncular oynatacaklardır.
Bir şekilde işleyen bir sisteme dışarıdan gelen bu derece güçlü müdahaleler tarih boyunca sorunları daha da büyütmüştür. Benim önerim paf ligin kaldırılmasıdır. Bu sayede üst liglerde mücadele edebileceği düşünülen genç oyuncular alt liglere kiralanacak, paf liginden daha üstün bir fizik gücü gerektiren liglerde gerektiği gibi gelişeceklerdir. Bu arada bir nevi doğal seçilimle yetenekleri, fiziği elvermeyen yaşlı oyuncular da yavaş yavaş ve kendiliklerinden bu liglerden ayrılacaklardır.

Yeni Sol Geliyor! Umarım!

Ufuk Uras ÖDP'den ayrıldı, ki zaten görevini yapamamış bir yapıydı ÖDP ve yenilenmesi gerekiyordu. Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman gibi isimlerle hareket ediyor Ufus Uras şu an Özgürlükçü Sol Hareket yapısı içinde. Yakın tarihte bu yapıya 10 Aralık Hareketi ve Baskın Oran da dahil olursa iktidar olamasa bile oy verecek bir partimiz olur, tabi bir de partileşmek lazım. Kolay Gelsin.

Yargı Bağımsızlığı ve HSYK

Yargılama iktidardan ve yargıcın kendi düşüncelerinden bağımsız bir biçimde, sadece ve sadece yasalara ve hakkaniyete bağlı kalarak ifa ettiği eylemdir. Toplum sözleşmesinin en kritik bileşenidir bağımsız bir yargı.
Türk yargısına biraz aşina olunmaya başlandığında bağımsızlığın bu iki temel ilkesinin de bulunmadığı görülüyor.
HSYK mahkemeler üzerindeki iktidar aracı olarak hem bizzat hakimlerin, savcıların ve destekçileri askerlerin hem de hükümetin etkin olmaya çalıştığı bir kurum. Doğal Hakim İlkesini hiçe sayarak belirli davalara bakmaları için belirli hakimleri kritik mahkemelere atamaya çalışıyor hem hükümet hem de hakim-savı-asker kompleksi. Ardından da sürekli karşılıklı olarak hukuka müdahale suçlamaları, hemen ardından da bütün bunlar hiç söylenmemiş gibi hukuka güven telkinleri. Bir avukat olarak hukuka güvenmiyorum. Paralarla davaların satıldığı, cemaat ilişkileri ile atama yapılan, askerler tarafından görevden aldırılan savcıların bulunduğu, apoletli ya da takunyalı hakimlerin karar verdiği, anayasa mahkemesinin siyasi parti gibi davrandığı, hakimlerin hakem değil bekçi olduğu bir hukuka kimse de güvenmemeli zaten.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Her Bebek İnsan Doğar

BirGün gazetesinin 6. yaş baskısıymış bu. Tabi o tarihlerde kışlada "Her Türk Asker Doğar" şiarını haykırmak zorunda bırakıldığım için bu şiara taban tabana zıt şaheseri görememişim. Demin rastladım nette. Resim "Barbar Türk, Ermeni Dölü, Rum Tohumu, Pis Kürt... Bebekler hakkında.".
BirGün'den hiç hazzetmesem de haklarını veriyorum. Ne kadar gazetecilik ödülü varsa hakettiler 1 sayfada. Hürriyet'in İnsan Hakları treni geldi birden aklıma. Aşağıda da BirGün'ün resimle alakadar başsayfa yazısının bir kısmı var.

(...) Milenyum bebekleri büyüyor. Yakında hepsi silah tutacak yaşa gelecek. Onlar masum birer bebek olduklarını unuttukça ülkemiz ve bölgemiz 21. yüzyılı kabus gibi yaşayacak.

Çünkü bu bölgede petrol ve su var. Çünkü bu bölgede bir zamanlar bebek oldukları unutturulan ve saatli bir bomba gibi yetiştirilen milyonlar var. Çünkü bu bölgede "unutuş"tan rant ve koltuk kazananlar da var.

Bizim görevimiz ne?

Mümkün olduğu kadar çok bebeğe "bir başka seçeneğin" olduğunu söylemek. Kardeşliğin ve yoldaşlığın methiyesini yapmak. Barış ve sevgi için çalışmak...

26 Haziran 2009 Cuma

Ergenekon Davası, Kenan Evren'in Yargılanması ve Deniz Baykal


Kenan Evren yargılanması halinde intihar edecekmiş. Birçok kişini aksine ben intihar edeceğine inanıyorum. Zira Kenan Evren'in yargılanması onu ülke tarihine layık olduğu şekilde hain olarak geçirecektir. İşte Darbeci Paşa bunu istemez, intihar ederek kahraman olmaya çalışabilir. Arkasından "İyi adamdı, gururuna yediremedi intihar etti." denmesini isteyecektir.
Yine Kenan Evren bu demeci verirken bir yandan da gururlu bir insan portresi çizerek ne yaptıysa millet için yaptığını yargılanmanın gururunu kıracağını demeye getiriyor. Ciddi bir çırpınış hali içinde kendisi.

Bu arada tabi Deniz Baykal'ın yargılanma konusunda ne kadar ciddi olduğunu da bilemiyoruz fakat şartlar bu çıkışın hem zaman hem de yapıldığı mekan olarak Ergenekon Davası ile ilgili olduğunu gösteriyor. Bu çıkıştan maksat Akp'nin Ergenekon Davası konusundaki temel argümanı olan darbecileri yakalamak, darbeleri engellemek amacını, Kenan Evren'i öne sürerek etkisizleştirmek istiyor. Kenan Evren'in yargılanma yolunu açacak düzenlemeleri yapmayan Akp'nin samimiyetsizliği ortaya çıkacak, Ergenekon Davasındaki temel argümanı bu şekilde çürümüş olacak. Deniz Baykal'ın düşüncesinin bu yönde olması büyük ihtimaldir. Baykal buradan kendi pozisyonunu da sıfatlarına "Darbe Krşıtı" sıfatını ekleyip gçlenerek çıkıyor. Bundan sonra onun için Ergenekon Davası'na köstek olan darbe yanlısı siyasetçi yargısıyla yaklaşma daha zor olacak.

14 Haziran 2009 Pazar

Tatil

Askerlik bittiğinden beridir tatildeyim, hala bir işin ucundan tuttuğum yok. Çalışmaya başlayınca çalışma performansım da muhtemelen yukarıdaki gibi olacak. İnsanın yattıkça yatası geliyor.